31 Mayıs 2013 Cuma

başladığı gibi biten bir mayıs ayı

bu ay taksim'de başladı, taksim'de bitiyor. yine polis, eylem, çatışma... yine argümanlar havada uçuşuyor, kim hangi tarafta belli değil. bu sefer haklılık ibresi polisten değil, eylemcilerden yana duruyor gibiydi, fakat iki günde işin rengi değişti.

bir kısım vatandaş, uğradığı zulümden, ideolojik duruşu için haklılık payesi çıkarmaya çalışıyor. hayır, zulme uğramış olmanız, davanızın batıl olmadığını göstermez. bir kısım vatandaş da eylemcilerin niyetini sözkonusu ederek, uygulanan şiddeti mazur görüyor. hayır, davalarının batıl olması zulmü savunmayı gerektirmez.

işin ilginç tarafı, polisin devlet görevlisi gibi değil de, kavganın tarafı gibi davranması. bunun arkasındaki saikler nelerdir, polisi bu kadar sert davranmaya iten haletiruhiye nedir, tetkik edilmesi gerekiyor. bazıları "cyborg" sansa bile, polis de insan; polisi hiç duymuyoruz, derdi ne acep?

bu tartışmanın en mühim tarafı, kanaatimce, taraftarlık ve karşıtlık dinamiklerimizi gözden geçirme ihtiyacımızı hatırlatmış olması. neye hangi sebeple karşı çıkıyoruz, bir şeye karşı çıkan herkes aynı tarafta mıdır, pek düşünülmüyor. sizden çok farklı gerekçelerle, sizin de karşı çıktığınız şeylere karşı çıkanlar, büyük bir iyimserlikle desteklemeye kalksanız da, sizi yarı yolda bırakabiliyorlar. daha doğrusu, kendinizi bir yandan karşı olduğunuz şeyleri eleştirmeye çalışırken, bir taraftan da savunduğunuz şeylerin karşısında buluveriyorsunuz.

devlet eleştirilmez değil, devlet düşman da değil. devlete karşı çıkmakla, bir kurumun bir kararını eleştirmek aynı şey değil, bunların ikisini aynı gören iki cenah var ve ikisinden de uzak durmak gerekiyor. yazı tura mantığıyla düşünenlerden başkası için, taraf sayısı ikiden ibaret değil, birine karşıysak diğerinin yanında olmamız gibi bir mecburiyet yok. her fiilin saikleri ve neticeleri ayrı ayrı değerlendirilmeli. bir şeye doğru gerekçeyle karşı çıktığınız zaman haklı olursunuz, doğru şeye karşı olmanız, her şeyin yolunda olmasının garantisi değildir. otu savununca kökü de savunmuş oluyor musunuz, dikkat etmeniz gerekir.

solun hiçbir eylemi, önceden üzerinde mutabık kalınmış bir protokol olmadan desteklenemez. önce insanî (?) evrensel (?) ortak değerler için hareket ediyor ayağına yatıyorlar, üç vakte kalmadan bakıyorsunuz ki olay bambaşka ideolojik mecralara kaymış. hükumetin orantısız güç kullanması yanlış ve desteklenemez, parkı, ağacı bahane edip devlet düşmanlığı yapmak da yanlış ve desteklenemez. iki adım atmadan, "yeşilin", "ağacın", "parkın" arasından "kolektif", "işgal", "mülkiyet" sızmaya başlıyor, boş bulunup peşinize takılsam, iki gün sonra "faşist devlete direnen halk (!) kuvvetleri" hikayesinin ortasında kalmış olacağım, ne işim var yanınızda? sizinle helaya bile gidilmez. insanların sempati duyup, destekleme eğilimi gösterdikleri bir konuda bile iki günde herkesi aleyhinize çevirmeyi başardınız, komintern kalıntıları sizi...

bkz: Gezi Chronicles 

26 Mayıs 2013 Pazar

Din Nedir?



Neyin din olduğu, neyin olmadığı; dinin neye karışabileceği, neye karışamayacağı hakkında mütalaalardan anlıyoruz ki, bazı insanlar dinin mahiyeti hakkında doğru bir kavrayışa sahip değil. Bu hem kendi benimsedikleri sistemin bir din olup olmadığına dair doğru bir kanaate sahip olamamalarına, hem de başkalarının dini hakkında yersiz yaklaşımlarda bulunmalarına sebep oluyor.

Hümanist-materyalist dünya görüşüne sahip kişiler, inançlarının mantıken zaruri ve evrensel olduğunu söylerken, fert ve cemiyet hayatının tanziminde kullanılabilecek tek sistemin bu olduğunu ve herkesin bunu kabul etmek mecburiyetinde olduğunu ifade ediyorlar. Bunun mânâsı başka hiçbir inancın, toplum ölçeğinde tatbikine müsaade edilmeyeceğidir. Bir taraftan bunu derken, diğer taraftan dini ve vicdanı serbest bıraktıklarını söylemeleri gülünçtür. Bir kültürün temel dinamiği dindir ve din bütün hayatı düzenler. Bir cemiyetteki bütün kurumları, kuralları ve ilişkileri atmosfer şeklinde kuşatır. Çalışma, üretme, tüketme, eğlenme, dinlenme, bilgi faaliyetleri ve sanat gibi her alanda rengini gösterir. Ferdî hayat, ferdin diğer fertlerle ve cemiyetle ilişkisi, cemiyetlerin birbiriyle ilişkileri ve hepsinin tabiatla ilişkisi ve şehir hayatı dinin alanıdır. Ontolojik, epistemolojik, etik ve estetik açılardan düzenleyici ve belirleyicidir. Bu alanlara dinin erişimini kısıtlamak, onu yasaklamaktan başka bir şey değildir. Diğer taraftan bütün bu konulardaki belirleyicilik iddiasıyla, hümanist-materyalist sistem de diğer dinlerden farksızdır. Neticede söylenen, “bu toplumun atmosferini biz belirleyeceğiz, beğenmeyen gaz maskesiyle dolaşsın” demekten farksızdır.

Pek çok kişi ortada evrensel bir insanlık ideali olduğu zehabına kapılmış durumda. “İnsanlık ideali” bütün insanlar için ortak, cihanşümul bir ideal değildir, her kültürün farklı bir insan anlayışı bulunmaktadır. Sözgelimi yaratılanı “yaratandan ötürü” seven bir anlayış, hümanizmle örtüşmez. Batı düşüncesinin evrenselliği kanaatinin mesnedi, Batı’nın üstünlüğüne inanmış olmaktan ibarettir. Batı’nın başka kültürlere göre de üstünlüğü kabul görebilecek tek tarafı, bilim ve teknik vasıtasıyla tabiata hâkim olma ve giderek güçlenme sürecidir. Batı zaviyesinden bakınca başka üstünlükler de bulunmaktadır, ama bu bakış açısı sadece Batı’yı ve zihnen Batı’ya teslim olanları bağlar. Bir ferdin veya cemiyetin başarısının ölçüsü, hedeflerine ulaşıp olaşamadığı olabilir. Tabiidir ki bu tarz bir ölçü, ancak aynı hedefi paylaşanlar için geçerlidir. Bir noktaya ulaşmış olmanız, o noktaya varmaya çalışmayanlar için bir mânâ ifade etmez. Kendi ölçülerinize göre, “tamam bu denendi ve işe yarıyor” diyebilirsiniz, ama bundan bir evrensellik iddiası çıkarabilmek için, başka kültürlerin farklı varlık telakkileri, farklı arzuları, hedefleri, beklentileri olabileceğini fark etmeyecek kadar kendini beğenmiş olmak gerekir. Üstelik Batı medeniyetinin sözde başarıları kadar, hedeflemediği ve arzu etmediği halde ulaştığı sonuçlar da bulunmaktadır. Bir Batılı bunları “yan etkiler” olarak görebilir, bunlar yüzünden hedeflerinden vazgeçmeyebilir, ama Batı’nın hedeflerini paylaşmayanlar için hepsini topyekün reddetmeye engel bir şey yoktur. Yahut Batılı olmayan bir kültür, kendi hedefleri açısından durumu değerlendirip, kendi bünyesine uygun bulduğu unsurları alabilir, değiştirebilir, kendi ana fikri doğrultusunda yeniden üretebilir. Neticede bir tarafın kendi açısından üstünlük saydığı hususların, diğer taraf için de üstünlük sayılması mecburiyeti yoktur.

Mesela “Batı düşüncesi daha fazla özgürlük ve eşitlik sağlıyor, bu yüzden başarılıdır ve bu sistem tatbik edilirse herkes mutlu olabilir” denebilir mi? Bunu söylemenin mümkün olup olmadığını anlamak için, özgürlük ve eşitlik mefhumları nereden geliyor, ona bakmak lazım. Eğer maddenin ötesinde bir gerçek ve insanın ötesinde bir otorite kabul etmiyorsanız, insanoğlunun varlık piramidinin tepesinde yalnız olduğunu düşünüyorsanız, insanı mümkün olduğu kadar piramidin tepesinde tutmak hedefiyle bu mefhumları benimseyebilirsiniz. Peki ya bazıları, insandan ve tabiattan yüce, başka bir şeye inanıyorsa? Bu durumda “piramidin tepesi” kabulüne dayanan mantık yürütme faaliyeti çökmüş olmaz mı? Herkesin birbirini engellemeden istediğini yapabilmesi, bir hedef olarak yeterli midir veya herkes için geçerli midir? Acaba daha fazla özgürlük sağlayan bu sistem, “Allah rızasına” da daha fazla vesile olabiliyor mu? Mutluluğun ölçüsü ve arzulanan hedef, “Allah rızası” ise, sistemi yine de başarılı saymak imkânımız kalır mı? Ezcümle “Allahü Teâlâ hazretleri, Vâcibü’l-Vücûddur, El-Hakktır, El-Adldir, El-Alîm, El-Hakîm, Er-Reşîd, El-Kâdirdir; Hz. Muhammed aleyhisselatü vesselam efendimiz, onun kulu ve elçisidir, doğrunun-yanlışın, iyinin-kötünün, güzelin-çirkinin ölçüsü onun bildirdikleridir” demek ne kadar dinse, “Tanrı yoktur, varsa da bizi ilgilendirmez, biz her işimizi kendi bildiğimiz gibi yaparız” demek de o kadar dindir.

“Leküm dinüküm ve liye din”.

18 Mayıs 2013 Cumartesi

Olimpik hamak ve SPQR / tw




merak edenler iyi dinlesin, bir kere söylüyorum: olimpiyat başarısızlığımızın sebebi olimpiyat başarısının umrumuzda olmaması, olimpiyat başarısı kimsenin derdi değil, dört senede bir yapılan bir geyik sadece. yakında konu kapanır ve 4 sene daha lafı edilmez. başarısız olduğumuz da tartışılır, başarısız olabilmek için başarmaya çalışmış olmak gerek, amaçlamadığınız şeyde başarısız olamazsınız. olimpiyatlarda başarılı olmak zorunda da değiliz zaten, millî insanî dinî bir gereklilik değil olsa da olur olmasa da olur. konu kapanmıştır
*
zübde-i alem olan insanla evrenin efendisi insan arasında çok fark var. "okinawa'da kuşak pantolon düşmesin diye bağlanır" spor, özellikle olimpiyatlar insanın "tanrılaşma" macerasının bir tezahürü. spor derken beden ve zihin terbiyesi faaliyetinden bahsetmiyoruz. nefis terbiyesi olarak da icra edilebilecek faaliyetlerin, tam aksi istikamette ele alındığı bir mantık sözkonusu. humanra kültü sadece aklı değil, bedeni de totemleştiriyor. bedenin gücü, hızı, çevikliği, ayrıca üreme fonksiyonundan soyutlanmış cinsellik. bedeni güçlendirmek sağlığa faydalıdır, kendini disipline etmek ruha. bilim ve teknik insanın faydasına bir şeyler üretir, lakin... lakin nasıl bilim tabiatı tanımayı aşıp bir inanç nesnesi haline getiriliyorsa, teknik tabiata hükmetme saplantısına alet ediliyorsa, beden faaliyetleri de maddenin ötesinde hakikat, insanın ötesinde "Hakk" tanımayan inancın pratiği haline de getirilebiliyor. rekor evrim akidesinin bir yansıması; rekabet ise "piyasa" ile de ilgili... kuşak pantolonla ilgili bir fonksiyon da görebilir, madalya gibi bir paye olarak nefsin putlaştırılması ile de ilgili olabilir. insan bedenleri bu kültün ikonalarıdır... arkasındaki fikri idrak etmeden yabancı bir kültürün parçalarını benimsemek tehlikeli olabilir. 140 karakterde batı medeniyeti 101 dersi (!) burada bitiyor, ben aslında ders çalışıyordum güya :)
*

Dövlet bizim neyimiz olur? / tw



bizim ahalinin güçlüden yana olduğu iftiradır; zayıftan yanadır, ama devlet hariç: halk düzenden yanadır ve isyan edeni sevmez. önce halk vardı ve sonra sol çıkıp değer verdiği her şeye saldırdı. buna rağmen halk soldan nefret etmez, tiksinir, küçümser... nefret ise solun en büyük dinamiğidir, bize huzur veren her şeyden nefret ederler, saldırırlar; tepki verince de saldırdı derler

konunun daha derin boyutları da var, özellikle asya gibi paylaşılmış benliğin yaygın olduğu kültürlerde uyum ön plana çıkıyor. "kendini gerçekleştirmek" bu kültürlerde bütün üzerinden oluyor bir anlamda ortak benliğe karşı çıkan varoluşa da engel oluyor. kategorik olarak isyan hak aramak ve itaat de ezilmek anlamında değil, bu kültüre göre değişir. zayıfı korumak kültürel değerdir, hak aramak da otorite üzerinden yapılır. bütün toplumsal ilişkiler karşılıklı feragat dinamikleri üzerinden kurgulanır, bireysel davranıp puzzle'ı bozan bu yüzden hoş karşılanmaz. töre sıra ve saygı esasına dayanır. hak arayacak kişi aksakal'a başvurur mesela, hakkını söke söke almaya kalkmaz, aksakalın hükmü uygulanır. isyan ancak bütün yapının düzeltilemez şekilde çöktüğü durumda başvurulacak son çaredir, itaat olmadan ilişkiler sürdürülemez. bizim kültürümüz iktidarperverliği değil bütün parçaların mekanizma şeklinde birlikte işleyebilmesini yüceltir. otorite basit bir vektör değildir, ağ şeklinde bütün topluma yayılır. itaat feragattir, feragat erdemdir. bu yüzden büyük kardeşimize adıyla değil abi abla diye hitap ederiz, bu yüzden su küçüğün söz büyüğündür. bir metre saplı uzun kaşıklarla birbirini doyuran dervişler kıssasını bilirsiniz, model buna benzer. bu yapıyı gözardı ederek batılı teorileri evrensel değerler gibi uygulamaya kalkarsanız sıkıntı çıkar. kaldı ki doğu ve batı arasındaki bariz farkların haricinde, orta doğu, orta asya ve uzak doğu kültürleri de birbirinden farklı. burda "muktedir" kavramına bakışta hata var, "muktedir" benden ayrı, bana yabancı, harici bir güç kaynağı değil, aksine "muktedir" özü itibariyle benim doğal bir parçam. "muktedir" tek bir odak değil, herkes bir parça muktedir, ağ üzerinde. "üst" gücü "töreye göre" kullanmazsa "astı" mağdur edebilir, ama bu "kategorik" değil, "arızi" bir durum. isyancı ise her şeyin üzerinden sağlandığı ağı tanımadığı için kategorik olarak insanları mağdur eden biri, bu yüzden sevilmiyor

doğu kültürlerini batılı kodlarla okumaya kalkınca ezilene karşı ezenden yana şahsiyetsiz bir tipoloji varmış gibi görünüyor, ama öyle değil. doğu'da ilişkiler ortak benlik üzerinden yürür, ağ üzerinde herkes birilerinin astı birilerinin üstüdür, uyum ve düzen esastır. doğu'da itaat feragat; feragat erdemdir, bu yüzden düzeni bozan, isyan eden sevilmez; hak arayışı "aksakal" üzerinden yürür...

devlet mekanizmasının yeniden kurgulanması önemli ve gerekli, özellikle çok kültürlü bir toplumda. değişim gerekiyor, ama bunun da yolu öncelikle kültürel zemini anlamak ve hareket noktası almak. yoksa üstüne gidince daha çok kilitleniyor. birey modelini bir dayatma halinde sunmak da sıkıntı olabilir, bir tür toplumsal mutabakat aramak gerek. değişim için gerekli kodlar da var aslında, bir tarafta "ululemre itaat" ama diğer tarafta "masiyette itaat yoktur" uygun noktadan girerseniz çok şey yapabilirsiniz, kültür değişmez bir şey değil, yeter ki karşınızdakini hiçe saymayın.
*

dicıtıl günler / tw




nal: ekşi sözlük'ün kapatılması en az ekşi sözlük kadar yanlış olur. zor(balık)la değil basiretle çözülmesi gereken meseleler vardır... mıh: insanlara yıllardır ne ektiklerini anlatamadık, hâlâ da anlamaya niyetleri yok, hasat vakti oturup ağlamanın faydası yok. fikir özgürlüğü ile terbiyesizliği, yılışıklığı, şımarıklığı, "psişik terörü" ayırmak gibi bir sıkıntısı olmayan bir idare var maalesef. "serbestlik" bu derece fetiş olursa, "yasak" da peşinden gelebilir, şaşırmayın; tefritli etkiye ifratlı tepki, al birini vur ötekine.
*
ve lakin kusura bakmayın, ekşi sözlük'ün hakettiği kalite bu. işler bir günde bu noktaya gelmedi, yazabiliyor olsaydık yazmaya devam ederdik. ekşi'de yazmaya devam ediyor olsaydım, ben de böyle yazardım; böyle yazmak istemediğim (ve de yazamadığım) için yazmıyorum. idarenin serbestlik, hakaret vb konularda görüşleri ve yazar kalabalığının seviyesi bir araya gelince oluşan ortam fiyasko maalesef. ekşi sözlükte yazmaya devam ederek ortak alan vasfı ve dolaylı meşruiyet kazandırmayı etik açıdan hatalı buluyorum. inci için bile daha fazla saygımsı bir şeyler besliyorum, hiç olmazsa ne olduğu belli
*
arkadaşlar, tepkiniz "gündemdeki olaylara" ise bunu onunla ilgili alanlardan ilan etmeniz gerekir, aranızda istişare etseniz bile bunu >> grup kararı olarak ilan edince, grupla ilgili bir konu gibi anlaşılıyor. en azından aynı konuyu tartışan diğer yazarların yazdığı başlığa>>bütün kızlar toplandık biz de sizinle birlikteyiz gibi bir şey yazabilirdiniz. takip etmediğim için kanzuk'un tavrında ne arıza var bilemiyorum, ama olan bitendeki açıklama gayet sakin ve makul. kaldı ki bugüne kadar sözlük idaresinin serbestlik anlayışının "gevşekliğinden" en fazla bizar olan muhafazakarlardı, şimdi olması gereken olunca, diğerleriyle birlikte ayaklanmak neyin nesidir, anlamıyorum. işin aslı sanaldaki saçmalıkların fazla ciddiye alınıp yargıya falan taşınmasını çok uygun bulmuyorum. daha altıncı nesil bile yokken yargı yolunun kullanılması gündeme gelmişti, o zaman istişare edip abartılı olacağı noktasında anlaşılmıştı. lakin bu haddini bilmezleri hizaya sokacak tek şey de yargı, mevcut şartlarda. eğer daha önce muhafazakarlar topluca sözlüğü terk edip, ayaktakımına mahsus bir yer halinde bırakmış olsaydı, belki de kimse o kadar da ciddiye alıp dava mava açma lüzumu hissetmeyecekti. sözlüğü ortak alan halinde tutarak bu yolu muhafazakarlar açtı. sözlüğü bırakma kararı yerinde ve gecikmiş bir karar, lakin gerekçesi ve zamanlaması tek kelimeyle SAÇMA.
*
ekşi: bozuk, kokmuş, kokuşmuş anlamında sıfat. (tanım) eksisozluk.com (örnek)
*
" çöp tenekenizde 1866 entry var. bunları inceleyip nerelerde hata yaptığınız konusunda ipuçları edinebilirsiniz. "
inceliyorum... yönetim mantığını gözardı etmekte hata yapmışım, gereksiz tartışmalara girmişim, iti kopuğu muhatap almışım... mekanı çok ciddiye almışım, sahiplenmişim, bilgi kaynağı gibi düşünmüşüm, aklıma geleni yazmışım... incelemeye devam...
*
ilk çaylak entrymi 02.11.2002'de girmişim, hesabı da 02.11.2011'de kapattım, tevafuk oldu. kimi haksız yere incittiysek hakkını helal ede...
*
#eksisozlukkapatilsin kapattım zaten ben, dağılabilirsiniz...
#eksisozlukkapatilsin sağ üst köşedeki çarpıya basın, hemen kapanıyor. en etkili mücadele yolu. müşterisiz tükkan kapanır zaten...
esas bizim hâlâ ekşide cihad/ tebliğ davasında bulunan kardeşlerin bu dosyayı kapatması gerek... #eksisozlukkapatilsin
*
#eksisozlukkapatilsin kapatılmasın, ihbar edilsin: bilişim suçları ve sistemleri şube müdürlüğü 0212 636 1515
*
bindik bir alamete, hayırlar ola... hagatten bi twitter eksikti esasen...
yaptığım araştırmalara göre twitter login olmayanlarca da okunabiliyor. selam sana ey halkım, kola midemizi bozdu.
*
hardvâre-i fersude, softvâre-i kepaze; rezil oldı yevm-i sebt, bir laptop-ı belâde... (olsun seviyoz onu, emektarımız o bizim, kıymetlim...)
*
ez-zamanü ves-sıhhatü hayrün mine'l-çay vet-twitter... uykusuzluktan uyuyamamak, yorgunluktan dinlenememek, üretmeye çabalayıp sadece tüketmek... ince planların irade sapaklarında kaybolma, az zamanda çok ve büyük işler başarma, mükemmeli boşver; sadece bugün bir şey yap!
*
son anda internetten aldığımız bir habere göre internetten verdiğimiz pizza siparişi teslim edilmiş, ödemeyi de kredi kartıyla yapmışız... "tıpkı filimlerdeki gibi" çileklerde tat yok, ama yerinden kalkmadan pizza kapında... böyle şeyleri garipseyen son dinozor ben miyim acep?
*
pazartesi ezel salı istirahat çarşamba nöbet perşembe nöbet ertesi cuma-cumartesi nezle+twitter, pazar nöbet, pazartesi ezel, salı istirahat. nasipse çarşamba günü dünyayı kurtarmayı planlıyorum. hatırlatın da bir daha üsye olacağımda daha akıcı bir kitaba başlamış olayım, yine tw köşelerinde heba eyledik ömrün bir kısmını
*
eskiden okur yazardık şimdi bakar tıklar olduk. galaktik magazin çöplüğü... biri bizi meşgul ediyor...
*
səhifənin yüklenmesi vaxt alacaq kimi görsənir. həddindən artıq yüklənmə və ya anlıq problemlər ola bilər. hətta belə bir * səhifə yerli dibli bizdə olmaya da bilər İnternet bağlantınızı kontrol edin. problem sizdə də olabilər. yenidən yoxla və ya səhifəni yenilə.. bütün bunlardan sonra hələ də problem varsa gedib internetin müxtəlif yerləerində öz aramızdı üçün "an etibarı ilə sıçmış sayt" deyə cümlə aləməmi xəbərdar edin :)
*
twitter bana "kontrol etmemiz lazım, insan mısın" dedi. gel bizim hastanede bir sene çalış, bakalım sen insan kalabiliyor musun? heywan!
o da değil de, iman ve husband kelimelerini okumamı istedi, bundan bir anlam çıkarmalı mıyım?
*
oh deer! bugün de interneti bitiremedim...
*
bu sosyal medyayı açmaya gelmiyor, bi tvitliycem diye giriyorsun, görev bilinciyle bütün neti elden geçirip çıkıyorsun...
meydey meydey sos mesoes İLETİŞİM AĞIna yakalandık, imdat!
*
bu twitter'in en büyük eksiği: takip et ama tweetleri gelmesin seçeneği yok :P
*
internet insana pek çok gereksiz imkan sunuyor; bir sürü mâlâyâni...
*
ya bu tw. ne kaa kısır, varsa yoksa rply, rt, fav... insan şuna eyvallah, barekallah, hafazanallah butonları koyar di mi...
*
ifade imkanlarının artmasının yan etkisi: saçmalama oranı da artmış gibi görünüyor...
*
eskiden divit vardı, şimdi tweet var (bütün sosyal mesajlar hızla bayatlıyordu, birinciliği termometreye verdiler)  "30 Temmuz"
*
acaba herkese okuma-yazma öğretmeye çalışarak hata mı ediyoruz? sosyal medya- düşünemeyen, vicdanı gelişmemiş, ama yazabilen bir sürü ucube… bizde birinin fiilini veya fikrini tenkid etmek yok, hedefimiz şahsın kendisi de değil, doğrudan mensup olduğu zümre. "şu dediğin doğru, bu yanlış, şunu şöyle düzeltebiliriz" yok, "siz yanlışsınız: her şeyiniz yanlış, her zaman yanlış, tamamen yanlış" var. insanları bilgilendirmeye yönelik gayretler fuzuli; önce düşünmeyi öğretmek gerek, edeb, erkan, usul öğretmek gerek, insaf, vicdan, terbiye… olmamış kafaya döktüğünüz bilgi heba... adamı ucube olmaktan kurtarmıyor. yarım hekim candan eder, yarım "analizci" (!?) can sıkar...
*
şu tt olan başlıklara yazılanlara bakınca keyfim kaçıyor; şaka değil, terör gibi ciddi bir mesele, türkiye'yi temsil eden bir örneklem olmasa da okur yazar internet kullanıcısı vb olması açısından dikkate almak gerekir, zihin melekelerimizi hiç kullanamıyoruz, sıfır... bunun yanında insani vasıflar bakımından da zaaflarımız var.
tablo: 1. histerik bir 'duyarlılık' tablosu
2. boş bir 'tepkisellik'
3. peşin hüküm gırla
4. dinlemeyi bilmiyoruz
5. okuduğumuzu anlamıyoruz
6. çok kolay gaza geliyoruz
7. insaf-vicdan yerlerde
8. türkçe bilmiyoruz
9. muhakeme diye bir şeyden haberdar değiliz...
"strikininize deserebre kurbağa korosu" diyorum bu kalabalığa. (kurbağanın beynini çıkarıp strikinin denen maddeden verirseniz, en küçük bir uyarıya bile bütün vücuduyla abartılı refleks cevabı verir) bunlar da beyin kaynaklı bir köstekten mahrum, fazla gaz verilmiş, en küçük şeye bile en büyük tepkiyi veriyorlar, bir lahza bile düşünmeden.
akl kelimesinin arapçadaki ilk manasının köstek olması çok manidar geliyor bana...
*
bugün nefretten aşkla nefret ediyoruz canikom, kadındüşmanıdır deyu bir kadına kadındüşmanlığı ediyoruz, perhiz-turşu kucak kucağa... hem yalancısınız, hem çokyüzlüsünüz, "şöyle dedin, biz de seni böyle edelim gör gününü" mü? bir sepet solucan sizden daha çok insana benzer. vatandaşın zülfiyari de pek kibarmış, bir şaşkın kız çocuğu bozuvermiş bütün fiyakalarını... buna asabiye mantığı derler: "bizim kadınımız, tavuğumuz, keçimiz melektir, elinki kenef; bizim hatamız sevaptır, sizin nefesiniz kabahat" "biz size ne etsek, size şeref sayılır, sizin kaş oynatmanız haddi aşmaktır" kendi karısını doktora göstermek istemezken, başka kadınların muayene olduğu yere girmeye kalkan ayılar, klavye tutmayı öğrenmiş...
*
üç tık git, sonra dön; evreni bilmem ama internetin sonu yok, hepsini okumaya çalışmak zaman kaybı...
*
tablet ve ipört gibi cihazların temel tasarımı, insanların tefekkür etmesini engellemeye yönelik bir komplo gibi. kenefte bile kafayı tablete gömene nisbetle "boş boş" bulutları seyreden daha saygıdeğer. what is matrix ulan? al sana matrix, ense kökünden değil, gözlerinden ve parmaklarından bağlanıyorsun. onlara para kazandırmayacak hiçbir şey üretmeyin, bilakis sadece tüketin istiyorlar.
*

Etnik köken, devlet, millet, siyaset / tw


madem cesurca her şeyi konuşmak gerektiği söyleniyor, kürt sorununun farklı bir yönü de gündeme gelmeli. kürt sorunu kimine göre kürtlerin sorunları anlamında, kimine göre ise kürtler sorun demeye geliyor. meselenin bu yönü sadece forumlarda iç güdüleriyle yazani bir takım mahluklar tarafından dile getiriyor, ciddi ciddi bir şeyler konuşanlar oralara pek girmiyor. kürtler kelimesiyle genellemeye inanmıyorum ama bir "haşarat" var...
*
börkünü eğ kaşına, yenlerini ört yüzüne, sessiz sedasız ağla. sen türksün sana bir şey olmaz... devletine sahip çık, tüyü bitmedik yetime, aça, çıplağa, mazluma sahip çık. eğme kaşını, her ne hal olsa mevlandan hediyedir, senin payındır. itin sahibi varsa, kurdun hüdası var...
ölmezsin demedim gözüm, "bir şey olmaz" dedim, ölünecekse ölürüz, ha yemen, ha kandil; ertuğrul'un ocağı sönmesin tek... @ihtilalll
*
sadi somuncuoğlu: "Terör tepenize çıkmış, siz “müzakereci demokrasi” arayışına çıkacaksınız. Dünyada benzerini bulamazsınız. ... " >>> sadi somuncuoğlu: "... Her ülke önce terörü yener, teslim alır. Sonra görüşür. Egemenliğinin pazarlığını yapmaz" amenna. lakin, ... lakin egemenliğin tapusu ve etnisite konusunu biraz düşünmek gerek. egemenliğin "etnik gruplar" üzerinden bölünmüş ifadesi yanlış. vatandaş = hakimiyetin ortağı. bunu etnik etiketlerle parçalamak hatalı. lakin "vatandaş = türk" ifadesi kafa karıştırıyor
ittihatçı tavır hatalı, etnik kimlikler yokmuş gibi davranmak bir şeyi kurtarmıyor. itilafçı tavır da hatalı, etnik kimliklere siyasi hukuki tavizler vermek de bir şeyi kurtarmıyor. siyasi-hukuki alanla etnik alanı birbirinden net olarak ayırmak gerek. iki taraf da bunu yapmadığı için aslında aynı şeyi yapmış oluyorlar.
türk kelimesini "etnik" anlamından ayrı ortak siyasi hukuki kimliğin adı olarak kullanmak aslında çok doğru ya da çok yanlış değil. lakin türk kelimesinin iki ayrı anlamda kullanılması kafa karışıklığı meydana getiriyor, "türk aslından gelmeyenler hakimiyete ortak değil, ikinci sınıf vatandaş" algısı oluşturabiliyor, bölücülere malzeme veriyor.
diğer husus: " Devlet bir defa kurulur. Tekrar kurulması, ancak yıkıldıktan sonra olur" amenna. lakin bir mühim soru da şu: "1923 öncesine" ne garezimiz var? türkiye devletinin kuruluş tarihi: 1040! 1923 değil.
*
bitmeyen şarkı örnekleri, arı masalı: "... demekle olmaz ki", 'kürt sorunu': " ... çözülmez ki"
sorunu tanımlayan kimse, çözümü belirleme tekelini de elinde bulundurmuş oluyor, ağzınızla kuş tutsanız faydası yok... kürt sorunu: dediğim şeyler yapılmazsa -mantıken- çözülmesine imkan bulunmayan sorun (dedirten başlık :P ) tespit değil çünki, kafada kurgulanmış bir şey; bir çeşit kazandibi (tilki tilki saat kaç) oyunu... silkeleyince altından 'türk sorunu' çıkıyor: türkler orta asya'ya defedilmeden çözülemeyen sorun. (şark meselesini hatırlayan var mı?) filistin sorunu, makedonya sorunu, arnavutluk sorunu; dönüp okumak lazım, yüz senedir aynı zihin koordinatlarında dolanıp duruyoruz. çocukken arı masalını "allah bir" diyerek durduruyorduk; çözülme sorunu olan sorun için de "devlet bir" demek lazım (müdür bu, buna konuş:P)
coğrafyaLAR DEĞİL, tek bir coğrafya ve tek bir sorun var, biz osmanlıyken adı şark sorunuydu,  kültürel farklardan siyasi "sorunlar" üreterek bizi önce zihnimizden böldüler. bizim sorunlarımız değil, biz onların sorunuyuz. ortadan kaldırmaktan ziyade güçlenmesini, kontrolden çıkmasını engellemek, kullanmak, köleleştirmek, sahayı tam verimli sömürmek...  farklı kaynaklar ve dinamikler var, türkleri orta asya'ya sürmek daha çok churchill kafası, nisbeten demode. ingiliz siyaseti: ölmesin-onmasın. amerikan siyaseti: semirt, sömür bkz: marshall yardımı vs bir de siyon mevzusu var... 1901 sultan abdülhamid'in e. karasu'yu sepetlemesi 1902-3 makedonya'da isyan 1905 i. terakki'nin kuruluşu 1908 s. a.hamid'in hal'i
*
bayan kışanak bana istediği kadar türk kökenli diyebilir, yalnız ne içtiyse ben de istiyorum
*
bu adamlar hiç filim de mi seyretmiyorlar, hey adamım biz teröristlerle pazarlık etmeyiz... :P
*
apo'ya ev hapsi gibi bir şey vaki olursa, sayın hükumetimize beddua edeceğim, bilgilerinize arz ederim sayın cumhurbaşkanım @cbabdullahgul
*
bıktım bu mış gibi yapmalardan, ne rezil bir şeydir bu siyaset, kimse meramını dümdüz söylemiyor, kavramların etrafında gölge boksu yapıyor. kürt sorunu ne kardeşim? gel bir net tanım yap ki, ölçelim biçelim kaç arşın kaç kulaç... sorun senin gevelediklerinse, çözülmesin zaten. gevelediklerin sorun değil. sorun dediğin çözüm, çözüm dediğin asıl sorun. sorun sensin, bi çözül git mümkünse...
ne kadar vahim bir bakış açısı: Şahin Alpay : Leyla Zana'ya kulak verin! - bit.ly/KPs8Lz @zamancomtr devlet pes etsin yani, suçluyu serbest bıraksın, suçu artık suç saymasın; terörün taleplerini kabul etsin yani, öyle mi? akan kan duracakmış… böyle durursa, bugüne kadar akan bütün kan, boşuna akmış olacak. devletin temeline dinamit, köküne kibrit suyu, bu mu yani barış? sınır içinde yeni sınır çizilecek, millet kimlik kimlik bölünecek, devlet içre devletçikler olacak öyle mi? vallahi razı değiliz... üsküp, selanik, halep, kerkük yemen hangi pahaya gittiyse, diyarbakır da o pahaya gider, kan akacaksa akar, malazgirt'e sakarya'ya eklenir. önce bir hiza istikamet tayin edelim, sonra konuşalım, yazalım. hiza dışı söze karnımız tok, hiza bozulursa çelik çekirdek konuşur. kimse kendini kandırmasın, evirip çevirmesin, lafı eğip bükmesin; zırvaladığınız şekilde bir sorun da yok, öyle bir çözüm de yok. "peköke" öyle inerse dağdan, biz dağa çıkarız; kan yine durmaz.
*
yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.ph… - Seçimli ders olarak Kürtçe, Zazaca ve diğerleri - Ümit ÖZDAĞ -> kısmen katıldığım kısmen katılmadığım bir yazı. "Kürtçe seçmeli dersi bir süre sonra Kürtçe eğitimin bölgesel olarak başlaması izleyecektir" acaba? bunu bilmiyoruz, tahmin veya zan... slippery slope/ kaygan meyil argümanı sorunlu bir argümandır. "şuna izin vermek aslında iyi ama ona verirsek buna da vermek zorunda kalabiliriz, o zaman kötü olur" şeklinde bir düşünce. haklılık payı da vardır, ama saçmalamaya abartmaya müsaittir, sınırı nereden çekeceğinizi bilemezsiniz. laik depresiflerin, "başörtüsüne izin verirsek yarın bunlar açıkları okula almaz" paranoyası gibi, mesela... 1) "Kürtçe seçmeli dersi" 2) "Önce askeri yönetim tarafından konulan Kürtçe kaset, gazete, kitap üzerindeki yasaklar kaldırıldı. >> Bu zaten 12 Eylül sonrasında Kürtçe konuşmanın yasaklanması gibi gereksiz bir yasaktı ve Kürtçülüğe provokasyon imkanı veriyordu" 1'deki konuyu da 2'deki bağlamda değerlendirebilirdi, ümit özdağ; neden öyle yapmayı tercih ettiğini anlayamadım
diğer taraftan "AKP Hükümetinin Türkiye’yi getirdiği nokta demek ki, Diyarbakır’da resmi binalarda Türk Bayrağının asılamaması" burası mühim. şehrin girişindeki hoşgeldiniz levhasında bir sürü farklı dil var. aslında dert değil ama "çaktırmadan quebec modeli" olması çok vahim. başbakana hoşgeldiniz pankartı asıyorlar, kürtçesi var, zazacası var, türkçesi yok. tavır koymaktır bu, hiç hoş değil. ben senin resmi dilini tanımıyorum demektir, senin resmi sıfatını da tanımıyorum demektir, hoşgeldin değil, s. git demektir. sistemin kürtlere zultmetmesine karşı çıkmak, bu terbiyesizliği hazmetmek manasına gelmemeli. hak aramak, adalet aramak, huzur aramak değil bunlar, art niyetli hareketler. güç yoklaması, ne kadar şımarabiliriz konulu bir iskandil... uyanık olmak gerek, çizgiyi korumak gerek. ne ifrat ne tefrit; ne zulmedilsin, ne de şaki, baği tayfasına yüz verilsin.
*
herkesin dilinde bir çözüm; neyi çözecekmişiz, bir de onu söyleseler... her kafadan başka ses çıkıyor, böyle bir kör dövüşü olur mu? akli melekelerimiz felç olmuş, muhakeme diye bir şey yok...
Şahin Alpay : PKK şiddetini ancak Kürtler bitirebilir - bit.ly/MlEVXY @zamancomtr
"Öcalan'ın tecridine son verilmesi" sahi bu adamı niye hapsettik ki biz? madalya takmamız lazım değil miydi? nobel barış ödülü versek hatta…
"Karayılan "Karakollara saldırı planımız yok, barış istiyoruz..." derken, bu saldırıyı kim tezgâhlamış olabilir?" saldırıyı karayılan tezgahlamış olamaz di mi, delikanlı çocuk, yapmaz öyle şey...
"Kürtlerin kimlikleriyle ilgili bütün haklı taleplerinin karşılanması için" kimlik? hak? talep? tabii tanımladık hepsini, mutabıkız, çok güzeliz, kimse bizi durduramaz...
"iktidar partisine destek vermeli. Başbakan Erdoğan, "Bizim için esas olan özgürlüktür, esas olan barıştır, dayanışmadır... Hak, hukuk ..." iki hafta önce tukaka değil miydi başbakan, şimdi nasıl ümidimiz oldu?
"Kürtlerin davasına saldırı" hmmm, birisi birisinin davasına saldırmış, en çok ben bildim...
merak ediyorum, bütün bunların türkiye'nin suriye'ye girmesi-girmemesi meselesiyle bir ilgisi olabileceğini yazan çıkacak mı?
"olaylar rusya'da geçiyordu" woody allen
konudan konuya atlıyoruz, yeşiltaş ve düşürülen uçak meseleleri ayrı ayrı konular değil. resme bakmadan detayları anlamak zor...
şöyle baştan bir toparlayalım filmi: sene 1876, mevsim ilkbahar...
*
yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.ph… doğruyu bilip, doğruyu söylemek Sadi SOMUNCUOĞLU yeniçağ
1) 600 yıl boyunca bütün dış yazışmalar tek dilde mi yapıldı? 2) memurların türkçe bilme mecburiyeti 1876'dan önce nasıldı? 3) askeri olmayan görevleri kim yapıyordu? halkla muamelede hangi dil kullanılıyordu? 4) osmanlı deyince tek bir sistem mi anlamak gerek?
sanki başbakanın aktardıklarıyla sadi bey'in verdiği bilgiler çelişmekten ziyade birbirini tamamlıyor. devletin bir resmi dili vardı ve işlerini bu dil üzerinden yürütüyordu, ancak halka yansıyan yüzü daha esnekti. ayrıca kanun-ı esasi ile gelen dil mecburiyetinin huzursuzluk sebebi olduğuna dair bir şeyler hatırlıyorum sanki. muhtemelen daha önce bu mecburiyet yoktu. mesela halkı tamamen arap olan bir kasabada, posta memuru mahalle bekçisi vb türkçe bilmeyebilirdi. lakin osmanlı muazzam toprakları, eyalet sistemi olan bir yapıydı, iletişim de bugünki gibi değildi, ayrıntıları değil esası dikkate almalı
*
yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=22… Ali Bayramoğlu Çözüm: Kayıtsız koşulsuz siyaset...
1> "Siyasi iktidar silah bırakma, sınırlı demokratikleşme ve hizmet formülünü öneriyor"
2> "Kürt Siyasi Hareketi ise bunun bir tasfiye formulü olduğu düşüncesinde"
3> "Çözümü ise siyasi iktidar tarafından kırmızı hat kabul edilen "özerklik, temsil ve muatap alınma" ekseni üzerine oturtuyor"
4>" O zaman atılması gereken ilk adım, bu iki bakış açısının ve onları savunan aktörlerin birbiriyle temas etmesi, "
5> "birbirine yaklaşması, ortak bir yol için buluşması, konuşması değil midir?"
-> değildir. özerkliğin ortak yolu olmaz. dün ahmet selim'in yazısında dediği gibi, "imkansızın pazarlığı olmaz". bayramoğlu "taraflar farklı düzey ve dozlarda kendiliğinden oluşan siyasi alanı bile boğuyor, daraltıyorlar" diyor. hangi taraflar? devletle örgütü eşdeğer algılamaktan vazgeçmek gerek. devletin operasyonuyla örgütün eylemi muadil değildir... devlet operasyonların yürütülmesinde hata yapmış olabilir, bu ayrı bir şey, ama kavramsal olarak operasyon haklıdır ve devletin görevidir. eylem bizatihi haksız, suç örgütünün suç faaliyeti, doğru olma imkanı yok. bu ikisi nasıl mukayese edilebilir? bu adamların söylediklerinin devlet kendini imha olsun demekten farkı yok... oldu canım, tası tarağı topladık karakum çölüne dönüyoruz... :P
*
evet, zana bizi şaşırtmadı. aldı sazı tayyip reyiz, görelim ne söyler...
kafaya hâlâ sokulamamış/ çakılamamış bir husus var: kimsenin "halk olmaktan kaynaklı" bir hakkı YOK! buna "oğuzlar" da dahil... türk kelimesi müteaddit mânâlarda kullanıldığı için, net anlaşılsın diye, oğuzlar diyorum. "oğuz asıllı türk vatandaşları" olarak "halklar" esasına dayanan bir devlet modelini kabul etmiyoruz, bunu tartışmayı da kabul etmiyoruz. elemanlar barış (!) görüşmesi yapıyorlar, dayattıkları talepler "casus belli"... olmaz öyle. böyle bir şeyi ancak bir savaşın sonunda taraflardan birinin pestilinin çıktığı bir "barış görüşmesinde" ileri sürebilirsiniz. ak parti böyle bir "siyasi iradeyi" gösterirse, %50'de kalamaz, hatta %5 daha muhtemel. böyle bir işe yanaşacaklarını zannetmiyorum. asıl gerçekçi olmayan talep, "halk" öznesiyle başlayan cümlelerle söylenendir. silahları bırakın talebi gerçekçi değilmiş. dalga mı geçiyor, tehdit mi ediyor? bir şey çıkmayacak bir görüşmeden bir şey çıkmamış bulunuyor
*
Açılım Değil Katliam İstiyoruz yanlış bir laf, fitneye kapı açılımı da istemiyoruz, katliam da istemiyoruz. karşındaki hayvansa sen insan ol
kim okuma yazma öğretti bu kadar çok maymuna ya? öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz, 40 altın 40 sopa...
*
kışanak "Öcalan'ı İmralı'da rehine tutan zihniyeti kınıyoruz" demiş, 'tutsak'tan sonra bir de 'rehine' çıktı, kesin madde kullanıyor bunlar
-ne iş yaparsınız? --tanımadığım devletin milletvekiliyim. -oldu canım, döncam ben siza...
*
maşayla müzakerelerimizi tamamlayınca, maltızla da masaya oturacağız..
*
şehit sayısı yanlış hesaplanıyor, malazgirt'ten itibaren saymak gerek... terörist cenazesi nümayişe çevriliyor, tabutlara örgüt paçavrası örtülüyor, medya "öcalan posteri yok" havasında. hangi sağduyu? "taktik" havlu atmak idiyse, yüz sene önce neden yapmadık? çanakkale falan diye uğraşmasak şimdi ingiliz vatandaşıydık :p böyle kan falan durmaz, kansızlar kasılıp duruyor, böyle duracak kana yazıklar olsun...
*
balkanlardan, kafkaslardan gelenler de bu ülkenin sahibidir, bu ülkede herkes bu ülkenin sahibidir. bu ülkenin sahibi olmayan biri varsa, bu ülkeye ihanet edenlerdir, sudanlı musa kadar bu ülkeye sahip çıkın da sonra sahiplenmeye kalkın
*
merak ediyorum, sap, saman, harman derken makul bir yere varabilecek miyiz? "Etnik Türk milliyetçileri kimler?" http://www.zaman.com.tr/mumtazer-turkone/etnik-turk-milliyetcileri-kimler_2056206.html …
karmaşık bir vakıayı basit dairelerle izah zor, o yüzden ya sağa yıkıyoruz, ya sola deviriyoruz. bakalım bilmeceyi çözebilecek miyiz... kemani tatyos efendi bir mânâda türk, tuvadaki şaman başka bir mânâda türk, saraybosnadaki boşnak daha başka bir mânâda türk... ipucu: bölmek yanlış, birleştirmek doğru. bütün bu mânâları kucaklayan bir millet ve milliyetçilik tarifi olmadan meselenin halli müşkil...
*
yine yarım bir bakış: Milliyetçilik neden bu kadar çok tartışılıyor? http://www.zaman.com.tr/mumtazer-turkone/milliyetcilik-neden-bu-kadar-cok-tartisiliyor_2059586.html …  ötüken ve çaldıran niye çelişsin ki? bin yıldır bir arada yaşayan değerler arasından "seçim" yapıp birbiriyle tokuşturursanız çelişir ancak, "ötüken" ve "çaldıran"... etnisite ve milliyet için net tarifler yapmaz ve bilerek/ bilmeyerek birbirine karıştırırsanız çelişir, sorun milliyetçilikte değil... hem "herkes türk" deyip hem de türk olmanın tek mânâsını "ötüken"den çıkarırsanız, sudanlı musa'yı türk yapan espriyi kaybedersiniz. fili kulakla, kuyrukla tarif ederseniz çelişki görebilirsiniz, ama fil kendi içinde çelişmez... kuyruk için kulağı, kulak için kuyruğu feda edeceğimize, fili kurtarmaya baksak ya...
*
bşi sorcam, "tutanakları kim sızdırdı" moliére'in bir oyunu muydu? konu neydi, ana fikir nereye gidiyor, takip edemedim ben...
*
rabbim hâlimizi, ahirimizi hayreylesin...
vay vay vay!.. Kandil: Çağrıyı yaşama geçireceğiz - Genel Bakış- http://ntvmsnbc.com  http://www.ntvmsnbc.com/id/25430403/  @ntv aracılığıyla
şeksizpire'nin yeni piyesi: bir yerden bir şeyler kaçırma, teyatoromuzda...
hak şerleri hayreyler...
 *
" Öcalan'ın mektubu ve Nevruz " başlıklı bugünkü köşe yazım http://www.denizulkearibogan.net/haberler/kose-yazisi-ocalan-in-mektubu-ve-nevruz/ …
"barış... psikolojik bir süreç" gördüğüm psikoloji beni endişeye sevk ediyor, psikolojik bir süreç var ama sonu hayrola... sırf bayrak olmaması değil ama onunla birlikte genel hava birlik değil ayrılık haletiruhiyesini gösteriyor. "bayrak yok ama neyse artık bu seferlik öyle olsun" deyip geçecek bir şey göremiyorum, "yabancı bir ülkenin işgalci ordusuna karşı zafer kazanmış yerli milis gücü zaferle geri çekiliyor" havası gözleniyor.
*
'âkîl adam arıyorlarsa, benim namzetim halaçoğlu. buyur burdan yak :p (sürece itirazımız bakîdir...)
*
"allahuekber dedim gaza bastım" Aynı ocaktan ısınıyoruz, ileri! - Yazarlar - Hakan Albayrak - Star Gazete http://haber.stargazete.com/yazar/ayni-ocaktan-isiniyoruz-ileri/yazi-738527 …
iyi niyet, saflık ve gaflet arasında belirsiz çizgiler var. mesele akan kanın nerede kalacağı değil, sulh adı altında fitnenin büyümesi... başta elebaşı, cümle örgüt ehlinin başına tuğla düştü de kişilikleri mi değişti? rüyalarında aksakallı dedeyi mi gördüler? yoksa kendilerini gayelerine erişmiş saymalarına yol açan vaadler mi aldılar? beş yaşında çocuk inanmaz bunların samimiyetine. sayın hakan albayrak, gözünü seveyim iki dakka bir sakin ol, sağa çek, bir tekrar düşün... keşke sen haklı olsan...
*
akil adem dedikleri hakem rolü oynamayacak mı hesapta? o halde her tarafın kendi hakemlerinin olması icap etmez mi?
*
bak, mustafa çalık da gayet 'âkîl olup, ayrıyetten adamdır bizzat. tarihe not düşelim, söylenmemiş olmasın...
*
bejan matur bir konuda yanılıyor: devletler kanla kurulur, coğrafyaya müzakereyle değil çelikle hükmedilir. bahsi geçen statüyü kimse kimseye vermez, gücünüz yetiyorsa söker alırsınız. ayrıca el atıyla düğüne gidilmez, a.b. bize abilik yapsın demekle alınabilecek bir statü de yoktur, kukla statüsünden başka.
*
bin yıllık geleneği bir tarafa bırakıp fikirlerinizi tek parti tasarruflarıyla temellendirmeye kalkarsanız ortada birlik kalmaz. bin yılı silip her şeyi cumhuriyetle başlatırsanız, ayrılığı savunanlara sunacak bir argümanınız kalmaz, jöntürk kafasıyla bu kadar ancak...
*
herkes farklı algı evrenlerinde yaşıyor, muhatabınız söylediklerinizden kastettiklerinizi anlamıyor, sıkıntı burada. osmanlı yıkıldı sanan milliyetçiler osmanlı yıkıldı sanan islamcı ve kürtçülere hiçbir şey izah edemez. devlet zaten yıkıldıysa, neyin davasındayız? öküz ölmüşse ortaklık bitmiştir. türk derken kastedilenin osmanlı derken kastedilenle aynı şey olduğunu izah edemeden hiçbir yere varılamaz
*
bir şeyler değişmeli diyenler neyin değişeceğine dikkat etmiyorlar, sıtmanın ilacı kuduz mudur?
*
duygusallık da öfke kadar aklı perdeleyebilen bir haldir, yavrusuna fart-ı merhametten muayenesini engelleyen anneler de görülebiliyor acil servislerde, çözü(lü)m sürüncemesine katkımız olsun
*
etnik aidiyetlerden ayrı bir ortak kimlik var; milliyetçilik ortak kimliğin dili daha çok, alt gruplardan birinin diğerleri üzerinde hegomonyası değil, alt gruplarla üst grubun bağlarını sağlayan bir dil. milliyetçilik bölünmelerin değil, birliğin dili; "bu ülke" meselesi. kasaba fanatizmine bile milliyetçilik derseniz sağlıklı düşünemezsiniz.
İkincisi, gökalp çizgisiyle atsız çizgisinin çok alakası yoktur, ayşe böhürler hanım bu yazarları okudu mu bilmiyorum, ama birine bakıp ikisini aynı şey gibi eleştiriyor. gökalp'ın fikrini geliştirenler m. turhan ve e. güngördür. arvasi ve kösoğlu da var
üç: kürt milliyetçiliği ve kürtçülük eşanlamlı değil. kürt milliyetçiliği tabiri bir oksimoron. kürtler henüz makul ve meşru bir kürtçülük modeli geliştiremediler veya ben bilmiyorum. türkçülüğün ırkçı olan ve olmayan kanatları var, kürtçülüğün ırkçı olmayan bir türünü henüz göremedik. etnik bölücülükle, ortak gayede birleşmeyi savunan bir fikri muadil görmek reva değil. ümmetçi islamcılar, milliyetçilik ve ırkçılık/kavmiyetçilik fikirlerini aynı şey sandıkları için doğru düşünemiyorlar konu üzerinde
bir de gökalpçılık derken ne kastettiklerini anlasak...
*
MHP, süreç ve tedirgin Türkler - Açık Görüş - Star Gazete http://haber.stargazete.com/acikgorus/mhp-surec-ve-tedirgin-turkler/haber-744871 …
mhp şimdiye kadarki tavrını sürdürürse, bunu sürece dolaylı destek olarak okumak da mümkün. mhp chp'ye yaklaştıkça varlık sebebini kaybediyor, chp'de arada 'ya biz sosyalist değil miydik' diyenler var, mhp'de o bile kalmadı. hatta, tepkili kesimi oyalıyor diye düşünürsek, dolaylı aktif destek diye de düşünebiliriz. dört parti paslaşarak oynuyor gibiler, roller farklı, piyes aynı.
*
face'te gezen bir resim akil adamlar türkiye'nin adı anadolu federasyonu olmasını önerdi diyor, kaynak gösterilen linkte bulamıyoruz yerini. tenkitlerin ayağı yere basmazsa, destek yerine geçer
*
kızacaklar şimdi, ama ulusalcılığı da türk düşmanlığı olarak algılıyorum, chp'ye mi düştü, türk'ün derdi? ne çekti bu türklük şu 'jön' taifesinden, ayrıca 'gayri türk'leri dürten yalnız dış mihraklar da değil, bunlar varken başka mihrak ne hacet? camide omuz omuza saf tuttuğumuz 'şafii' amca mı, başörtülüyü okula almayan mı; kim türk, kim düşman?
*
bu "çözüm" mevzusunda "korkmayın güzel olacak" sadedinde bir kısım yazılar "merd-i kıpti" çağrışımı yapıyor... adam sakin sakin, "tatlı tatlı (alâ veznü pişkin)" anlatıyor, sistemde etnik parçalanmanın nasıl olacağını.
ittihad-ı islam fikriyle nasıl telif ediyorsunuz bunu, yıllarca milliyetçiliğe kavmiyetçilik dedikten sonra bunu nasıl gözardı ediyorsunuz? pozisyonlarımızı ayarlayalım efendiler, buğzedeceğim, önümde durmayın allah rızası için...
*
biz #pazarlıkyok diyeduralım, belki de birileri çoktan yaptı o pazarlığı, başka pazarlıklarla birlikte...

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Saksağanın Kuyruğu


Değerlerle alakalı bir konuda insanlar istedikleri kadar ihtilaf edebilir, birinin ak dediğine diğeri kara diyebilir. Bu tarz konular, inançlarla, vicdanî kanaatlerle, sübjektif seçimlerle bir hükme bağlanır. Konu olgularla alakalı olduğunda ise aynı nisbette ihtilafa mahal yoktur, vakıanın tetkiki, objektif gözlemlerle, kaideleri her yerde aynı olan mantık yürütme faaliyetiyle icra edilir ve farklı şahısların muhakemelerinin neticeleri örtüşmese de bazı noktalarda kesişecektir. Misal ile söyleyecek olursak, faraza “sandalyeye oturmak iyi midir, kötü müdür” sualine gayet “keyfî” bir cevap verebilirsiniz, lakin “filan şahıs sandalyeye oturmuş mudur” sualine cevap verebilmek için delilleri araştırmanız icap eder, ikinci sual için kafanızda hazır bir cevap olmayacaktır, ancak görüp anladıktan sonra bir fikir beyan edebilirsiniz. Birçok karmaşık faktör, ikinci tarzdaki cevapların da “evrensel” olmaması şeklinde netice verse de, ilki kadar “keyfî” olamayacağı açıktır. Bu çok basit kaide, Türkiye’de zinhar işlemez.



Bizim için “davamız” sadece doğru ve yanlışın ölçüsü, hedeflerimiz, ideallerimiz değildir; biz neyin olup bittiği hususunda da, başka delile ihtiyaç duymaksızın, neyin olması gerektiği veya neyin olmaması gerektiği üzerinden kanaat ediniriz. Bize göre sandalyeye oturmak kötüyse ve şahsı da sevmiyorsak kesinlikle oturmuştur, kategorik olarak yanlış işleri sadece kategorik olarak yanlış olması gereken kişiler yapar ve bu kişiler bu işleri mutlaka yapar. Biraz sallayıp çalkalayınca muhakememiz şu misale dönüyor: “bugün hava güzel, çünki ben pikniğe gitmek istiyorum; pencereden bakmama gerek yok, bu böyledir”.



-Enflasyon düşüyor mu?

-Hayır yükseliyor, çünki dincilik çok kötüdür!

-Evet düşüyor, çünki bu hükumet darbecilere karşı çıktı!



-Türkler Ermenileri kesti mi?

-Evet kesti, çünki halkların kardeşliği.

-Hayır kesmedi, çünki bir Türk dünyaya bedeldir.



-Reyhanlı’yı kim patlattı?

-Muhalifler patlattı, çünki biz Tayyip’e uyuz oluyoruz.

-Esed patlattı, çünki biz Tayyip bey’i çok seviyoruz.



Kan, barut, duman bir tarafa, memlekette ne zaman bir hadise olsa, her taraftan kesif balata kokusu geliyor.