20 Aralık 2014 Cumartesi

Der beyan-ı gavgay-ı adab / tw


"âdâb" izah olunabilir bir husus değildir, frekansa bağlanabiliyorsanız yayını alırsınız, alamıyorsanız mesaj aktarılamaz
kanalların âdâb algıları da farklı olabilir, kimsenin meşrebini benimsemek mecburiyetinde değilsiniz
âdâb sözle savunulabilir bir husus da değildir, gerek yok.
sadece tek ikaz: her sakallıyı dedeniz sanmayın, anlayıp anlamadığınızdan emin olmadan yorum yapmayın...
"kanatlı kanatsız" nedir, ordan ipucu yakalasaydınız bari... eskiden büyüklerin yanında çocuk sevilmezmiş. niye? niyesi yok.
mahçubiyetinden gebeliğini söyleyemeyenlerden bahsetsem mi? ehline bırakalım o işleri.
anlıyorsanız anlıyorsunuzdur, anlamıyorsanız anlamıyorsunuzdur, yanlış anlıyorsanız, yorumlarınız alakasız yerlere gider...
bağlamı algılamadığı için yadırgayanları anlıyorum da, saldırganlaşmanın lüzumu yok, kültürel konular bunlar, evrensel standardı yok
sözü bağlamından koparıp kendi zihninizdeki izdüşümüne göre bir yere yerleştirmeye çalışırsanız farkında olmadan çarpıtmış olabilirsiniz
"hayâ" rasyonel bir kavram değildir, kimin neden hayâ etmesi gerektiğinin bir izahı yoktur,
sizin düşünce dilinize çevrildiğinde kadını aşağılamak manasına gelebilir, çıplaklığı özgürlük, insanı bedeniyle özdeş görüyorsanız
benim edeb hususunda üslubum bu olmazdı, ama ecdaddan bunlara riayet edenler olduğunu da biliyorum, saygı duyuyorum. saldırganlığa gerek yok
"derin anlam"dan bahsetmiyoruz, algı farkından bahsediyoruz.
misal türkçedeki küfürlerin karşılığı japoncada yok, japoncaya çevirip söylesen, bir kısmının küfür olduğunu fark etmeyebilir
aynı görünen bir şey farklı kültürlere mensup kişilere çok farklı şeyler ifade edebilir
zırva değil çünki, başka bir dünyadan kesip seninkine yapıştırınca öyle görünüyor. önce ne anlatıldığını anla sonra ister kabul et ister red
ezcümle anlaşılamayanın anlatılamadığını tekrar tecrübe etmiş olduk, günü daha fazla ifsad etmenin lüzumu yok; yehdina ve yehdikümullah...
son olarak hikmet öğüt hanımefendinin isminin nereden geldiğini bir araştırıverin...
çıplaklık özgürlük konusunu kadını aşağılama meselesi için söyledim, anadolu standardı değil elbette, daha "damıtık" bir kültür
bazı şeyler yaşayarak görerek aktarılıyor, görmeyince kestirmek mümkün olmuyor, biz köydeki usulleri biliyoruz, bunları görmedik
bu adabı uygulanabilir bulmamak ayrı bir şey de "geri kafalı yobaz kadını aşağılıyor" diye ayaklanıp saldırıya geçecek bir şey yok
kimsenin kimsenin özel hayatına "müdahale" ettiği yok, nasihat da mı etmiyah?
savunduğu değerler arasında emr-i bil maruf nehyi anil münker olanların "özel hayata" müdahele iddiasıyla ortaya çıkması tuhaf
ne zorlama var ortada, ne hakaret. söz sana uyuyorsa sen de söze uyarsın, uymuyorsa uymazsın, heyecanlanacak bir şey yok...
rabbim bize hakkı hakk batılı batıl göstersin cümlemize hidayet etsin, kalplerimizi dininde birleştirsin, insaf, merhamet, iz'an bahşeylesin
edep anlayışlarının rasyonel izahı yok, muhakeme düzeyinde çözümlemek mümkün değil, o alana taşıyınca değişiyor
hoca belirli bir ortamın görgüsünden bahsediyor, o daireye mensup değilseniz, bağlantınız yoksa bağlayıcı değil
sözgelimi köyde ayıp olan bir şey şehirde değildir, şehirde ayıp olan köyde değildir, bir köyün ayıbı öbüründen farklı olabilir
köylerden birinin adetlerinin tasvir edilmesini, diğer köydekilerin aşağılama olarak görmesi gerekmez, farklılık denebilir
alışkanlığımız meseleleri evrensel olduğunu düşündüğümüz rasyonel zeminlere çekerek muhakeme etmek, ama tercümede anlam gidiyor
bu bir evrensel standart olarak dayatılmış olsaydı böyle düşünebilirdiniz. ama "bizde öyle değil" dışında bir denecek yok
*
maalesef inceliklere zamanımız yok,
sabrımız hiç yok. olmaya talip değiliz, anlamaya da... başarı hikayelerinde kaybolduk.
bizi biz yapan, başkasından farkımız, dünyamız, medinemiz o inceliklerden meydana geliyor
elin dünyasını öyle öğrendik ki kendi dünyamızı ne tahayyül edebiliyoruz ne tasavvur
kurmak, inşa etmek, yaşatmak elbette ki daha zor, nasibimiz varsa allah kolaylaştırır...
pekeyi savunduğumuz incelikleri kendi hayatımıza ne derece taşıyabiliyoruz? esas sual budur...


Müstağrib / tw


[ÖZge bir dünyadan haberler - hepsi ve daha fazlası için bkz: #müstağrib ]

din benim için çirkin ve sefil ne varsa onun diğer adıdır (zilliye zilletbegoviç) #müstağrib
ideal bir sistemde herkesin bireysel hayatında evrensel tabii hukukun değişmez ilkelerine göre yaşamasına izin verilecektir #müstağrib
evinizde özgür ve eşit yaşayabilirsiniz, kamu alanı sizin ideolojinize göre düzenlenemez #müstağrib
amerika gasshuukoku'da italyanca ve çincenin resmi dil olması için çalışmalarımız devam ediyor #müstağrib
geri kalmış iskandinav ülkelerinde aydınlanmanın yayılması için süratle kur'an kursları açılmalıdır #müstağrib
8'lik real yapılan gümüşün tamamı tespit edilerek arjantin'e iade edilmelidir #müstağrib
kızılderili soykırım tasarısı mecliste #müstağrib
aşırı radikal cizvitlere karşı mücadelemiz devam edecektir #müstağrib
asya birliği nükleer araştırma komisyonu sicili belli amerika gaşşûkoku'ya radyoaktif madde satışının yasaklanmasını istedi #müstağrib
insanî mimari kurulu batı ülkelerindeki ızgara planlı şehirleşmenin zararlarını ortaya koymak için çalışmalara başladı #müstağrib
Frengistan şöyle, Frengistan böyle, Frenklerin aklı gibi akıl olmaz derlerdi; bunlar Frengistan'ın ne semtine düşer cânım efendim #müstağrib
paris'te müsteşar-ı has-ı saltanat halet efendi medresesi merasim ve dualarla küşad olundu #müstağrib
sanayiyi devirerek çevrenin içine edenler bugün artık "bir daha devirirsek ne olalım, tövbeler olsun" demeye başlamıştır #müstağrib
keşmir'de yatırımlara başlayan iş bankası'nın yetkilileri "bunu bir iyilik olarak görmüyoruz, bu bir borcun ödenmesidir" dedi #müstağrib
rockafeller vakfı yetkilileri afrika'da kurdukları gıda tesislerinin tamamının mülkiyetini afrikalılara devredeceklerini açıkladı #müstağrib
bağdad sokaklarını her gün sakalıyla temizleyen hacı abdülkahhar bush gözyaşları içinde "yetmez ama evet" dedi #müstağrib
"hurufat-ı latiniye terakki-i maneviyeye mani midir?" #müstağrib
riyaziye dersinde eskiden faiz diye bir şey olduğunu öğrenen talebeler hayretten şoka girdi maarif vekaleti muallimleri ikaz etti #müstağrib
darülhilafe bu sene müellefe-i kulûb fonlarının, çaldıklarını iade edince zarurete düşen batılılara tahsis edileceğini açıkladı #müstağrib
ingiltere cumhurreisi raj patel iskoçiye emirliği ile dostane münasebetlerin devam edeceğini beyan eyledi #müstağrib
paris ağır ceza reisi, burka giymeyen memurelerin de adliyede çalışabileceğini, memlekette serbestlik olduğunu söyledi #müstağrib
devlet-i aliyye'ye iltihak talebini bildiren ispanya elçisi "bizim nemçelüden neyimiz eksik" dedi #müstağrib
paris ve roma terzileri ortak bir açıklamayla moda adı altında yaptıkları sömürü için özür dilediler #müstağrib
oxford üniversitesi talebelerin dünya ile temasını sağlayabilmek için türkçe tedrisata başlanacağını bildirdi #müstağrib
londra iskilipli atıf hoca medresesinden icazet alan hindli mollalar memleketlerine dualarla uğurlandı #müstağrib
dakota sioux islam cumhuriyeti, amerika gaşşukoku'ya nota verdi: kafamızı kızdırmayın sizi türkiye'ye şikayet ederiz... #müstağrib
dünya nüfus artışını dengeleme kongresi uzak güneydoğu türkistan bölgesinin başkenti şanhay'da toplandı #müstağrib
başvekil: "matruş gezmek her ne kadar tuhaf bir halet ise de kıyafet nizamnamesine sakal bıyık mecburiyeti eklenmeyecektir" #müstağrib
27 zilkade 1463 malazgirt zaferinin 1000. sene-i devriyesinin tes'idi içün hazırlıklar bütün süratiyle devam ediyor #müstağrib
bavyera islam cumhuriyeti cumhurreisi itikafa gireceğinden, ramazan-ı şerifin son on günü parlamentonun tatile gireceği açıklandı #müstağrib
ingiliz hafızlar, üsküdar usulü mü yoksa hicaz usulü tilavetin mi anglosaksonlar için daha uygun olduğunu müzakere ediyor #müstağrib
halife-i ruy-i zemin efendimiz andalucia ve sevilla isimlerinin endülüs ve işbiliyye olarak değiştirilmesini işaret buyurdular #müstağrib
bavyera islam cumhuriyetinde bütün kindergartenlerin kur'an kursuna çevrileceği açıklandı #müstağrib
sorbonne üniversitesi ismini sorbonne - nurettin topçu üniversitesi şeklinde değiştiriyor #müstağrib
françe vilayeti parlamentosu ihtilaf ettikleri hususlara dair bir istida ile bab-ı meşihatten görüş istedi #müstağrib
japonya i.c. başmüftüsü abudurrâ iwada gençlerin "bir lokma bir hırka" anlayışı konusunda türkiye'yi örnek almasını tavsiye etti #müstağrib
halife-i ruy-i zemin efendimiz, "bizim için garb meselesi yoktur, meselemiz allah'ın davetini herkese duyurmaktır" dedi #müstağrib
darülhilafe: "denizcilik ve ticarette islam aleminin gösterdiği muvaffakiyetten dolayı hamdediyoruz" #müstağrib
darülhilafe: "ihtiyaç ekonomisinin müsbet neticeleri bütün dünyada hissedilmeye başlamıştır" #müstağrib
darülhilafe: "hangi isim altında olursa olsun, ribaya asla müsamaha gösterilmeyecektir" #müstağrib


Rüya Matriksi / tw


rüyanın da çeşitleri var, hangi rüya?
hangi rüyanın tabire değer olduğunu anlamak bile bir uzmanlık gerektiriyor...
rüya bir noktada kesiliyor, hadiselerse sürekli; rüyaya geri dönemiyoruz, hadiselere ise istemesek de dönüyoruz
gerçeklik zaten bir inançtan ibaret, rüyanın gerçek olmadığına inanıyoruz, uyanınca, hadiselerden ölmeden uyanamıyoruz
delil ve ispat farklı şeyler, şüphe ile bilgi arasında zaruri basamak inanç, neye inanıyorsan senin için gerçek o
ötesi gayb perdesi...
dünyanın önemi bir taraftan kısa bir mola yeri kadar sınırlı, ahiretin tarlası olarak ise sınırsız
yevmü'l-hakk'a nisbetle yalan dolan; ama ucu o güne varıyor, o bakımdan gerçek...
gayb önemli bir kavram. yakîn de. gerçekliğin inşası iman ve amelle ilgili muhtemelen, allahu a'lem
fabrika ayarımız bu. "sağduyu" neyin gerçek olduğuna dair "sezgisel" bir seçim yapıyor, işler onun üzerinden yürüyor
ruhun ne olduğunu bilmeden bunların kesin cevaplarını bulmamız mümkün değil, ruh da bilemediğimiz bir şey
imtihan süresince bu dünyaya bağlanmış durumdayız, "kellimnî yâ humeyrâ" meselesini hatırlayabiliriz...
sidretü'l-münteha'ya kadar giden bile, vade erene kadar bir şekilde buraya dönüyor, irtibatı koparmıyor gibi, allahu a'lem
bu noktada "gözlerim uyur, kalbim uyumaz" meselesi de hatırlanabilir, ki mahiyetini bilemiyorum hiç...
bir tür matrix gibi, mikail as sistem yöneticisi, azrail as süresi dolanların bağlantısını kesiyor,

cebrail as sisteme dışarıdan veri aktarıyor, israfil as vakti gelince sistemi kapatacak. gibi... allahu a'lem...

Ontolojik Muhalefet – Ak Parti ve MHP; HİF, İTC, CTF… / tw

- ‘mentionlardan’ kaynaklanan kopukluklar için özür dilerim. -

farklı bir ontolojik-epistemolojik-etik düzlemden gelen tenkidler çok etkili olmuyor, karşılık bulması için aynı algı evreninden gelmeli...
birbirimiz için başka bir boyuttan gelen anlaşılmayan dilde hologramik mesajlar gibiyiz, diyalog (!) vasatımız bu...
mhp'nin çözü(lü)m tenkidlerini akp'nin algılayabilmesinin önündeki en büyük engel mhp'nin akp algısı.
akp'yi realiteye değil ideolojik şablonlara göre davranmakla suçlarken kısmen haklılar, ama mhp de akp'yi kafasındaki şablona göre okuyor
ayrıca bu şablonlar arasında bu kadar fark olması hicran. bu iki zümre ortak bir mânâ alemine mensup olmalıydı...
defolabilirsin waldo.
aslında iki tarafa da, ortak bir zemini olması gereken zümreler şuursuzluk eseri olarak farklı zeminlere dağılmış
bu yüzden ortak bir dilleri yok ve birbirlerine ulaşamıyorlar. bugün biri yarın öteki gündem olabilir
ama bugünki konu şu: mhp'nin yaptığı akp politikalarının eleştirilmesi değil, ontolojik olarak akp'ye karşı çıkıyorlar
böyle davrandıkları için de tenkidleri akp için bir geçerlilik taşımıyor.
aynı şeyi akp de mhp için yapıyor, yani aslında farkları yok...
…
bu güzel bir şeymiş, ama bahsettiğim konu tam bununla ilgili değil. mesela eşitlik anlayışı olmayanı ayrımcılıkla suçlayamayız
bir fikrin sizin dünyanızda karşılığı yoksa, o fikre dayalı tenkidlerin de karşılığı olmayacaktır
…
ilk tenkit. hepsi aynı çorbanın suyu...
kaldı ki burada konu lider siyasi kadronun bir yerden talimat alıp almadığı, alıyorsa nereden aldığı değil
yıllarca msp'liler mhp'ye diş bileyip sola yanaştı diye karpuz deniyordu elemanlara, şimdi mhp'liler karpuz...
arada fikir farkları, fraksiyonlar, muhtelif sahalarda şuursuz vaziyetler olsa da batı'ya karşı bu ulke'yi savunan herkes >
> batıya karşı bu ülke'yi, bu milleti, bu dini savunan herkes tek bir taraftır, farklar talîdir, varoluşsal çelişki olamaz
iktidar partisiyle aynı tarafa düşmemek uğruna seküler tayfayla kamalistlerle aynı tarafa düşmeyi kabullenen milliyetçi olamaz
daha vahim şeyler de var, bazı milliyetçiler dindarlara dinci demeye başlamış, halbuki ülkücüler de "dindar" değil mi?
bir kısım dindar taifenin millet hakkındaki şuursuz tavırlarını tenkid ayrışey, kendinden tamamen ayrı görüp düşman olmak ayrı
bence hepsi birden daha tehlikeli. bir kısmı az biraz akıllı olsa, diğeri bu kadar başıboş kalmayacak, toplam tablo vahim
diğer taraftan başbakanın ülkücülerle bir ileri iki geri ilişkisinde çok samimi durduğunu düşünmesem de,
namaz kılmayı bilmezler meselesi abartılmıştı
neyse sonuç olarak selametçilerin saçmalamasına alışkınız zaten de milliyetçilerin giderek daha şuursuz olması ağır geliyor
selametçilerin milliyetçilere nefreti yeni bir şey değil. buna rağmen selametçilere düşman olman gerekmez, kendi şuursuzluğu
kaldı ki burada iki siyasi ekip arasındaki geçimsizlikten bahsetmiyorum, temel değerler referanslar konusunda farklar var
bunun olmaması gerek, milliyetçiler islamcıları anlayamayacak raddede dinden kopuk olamaz
çok saygı duyduğum insanlardan bile makul şeyler duyamaz, okuyamaz oldum...
ama mesela iskender öksüz son zamanlarda akıl erdiremediğim kişilerden biri, geçenlerde ulusalcılarla milliyetçiler arasında >
çok fark olmadığını yazıyordu, "onlar da batı kültürünü seçmişler, o kadar da olsun" gibi bir ifadesi geçiyordu
batı kültürüyle milliyetçiliğin ne alakası var?
islam'ı temel referans almamak, seküler fikirlere meyletmek, batı kültürünü, değerlerini, felsefesini benimsemek,
bunlar milliyetçilikle bağdaşmayan tavırlar.
keza islamcıların hatalı fikirlerini, politikalarını tenkitle yetinmeyip kategorik olarak dışlamak, hele de araya >
"dincilik" yaftasını koyarak bir sınır çizgisi çekmek, devleti 1923'ten başlatmak, kemalist politikaları savunmak...
bunlar milliyetçilikle örtüşmeyen şuursuz hareketler, buna kızıyorum ben.
yoksa elbette islamcıların eleştirilecek çok tarafı var
…
tartışılır, ama ilginç bir bakış açısı. akp kafa olarak itilafçılara yakın, ama geleneğin devamı demek zor
itc-chp-ietö gibi bir devamlılık itilafçı cephede görülmüyor, daha ziyade itc vs tepki diye kurgulamak lazım
sf-tf-dp-ap-anap-akp bir çizgi sayılabilir, ama itilafçı karakter çok ön planda değil bu çizgide
sadece zihniyet benziyor diye devam diyemezsin, kurumsal süreklilik de olması lazım
misal ordudaki darbeleri harbiyeye bağlarsın, ama yeniçerilere bağlayamazsın
iddia edilen ergenekon terör örgütü ;)
itc tarafından kurumsal devamlılığı sürekli sekteye uğratılan, ama her fırsatta zuhur eden bir muhalefet hareketi var
dp'den sonra bu hareket üçe bölündü, msp ve mhp ayrı birer kol olarak devam etti
msp kolunda zihniyet olarak itilaf çizgisinin sürdüğü söylenebilir, ama tam açıklayıcı değil
islamcılarla türkçülerin birbirlerini ontolojik olarak farklı şeyler olarak görmeleri vahim bir şey
bugünki hükumet çizgisini oluşturan bileşenlerin içinde itilaf kafası azınlıkta kalır ve mhp ile bir çok ortak değeri var
ortada ortak bir zemin olması lazım
chp itc'dir, aynı ekip. sadece a takımı tasfiye oldu, mesuliyeti bunlara yıkıp isimlerini değiştirdiler, yola devam ettiler
bu kadar askeri darbeyi yapan kimdi? bürokrasinin her tarafında kadrolaşan? vs vs
jöntürk dayatmalarına karşı anadolu fırsat buldukça karşı çıktı, dp mesela...
islamcılar efgani çizgisinden ibaret değil, ortalama anadolu insanı çoğu. cemaatler, tarikatler vb
bu çizgiyle mhp arasında varoluşsal bir fark yoktur, mhp de aynı kaynaktan gelir. islam davası- türkiye davası vs
siyasi kadro fikriyat sosyolojik taban bunların hepsini ayrı ayrı ele almak lazım
akp deyip işin içinden çıktığın zaman sap saman ot kök taş çakıl hepsi birden harman oluyor
akp'yi bir tür koalisyon gibi düşün, hayır da şer de bir arada. çözülmesine muhalefet fırsat vermiyor...
ihlas cemaatiyle eski irancıları bir kefeye koyarsan yapacağın analizden bir cacık olmaz
hükumetin vahim icraatlerinde milliyetçiler de vebal altında, süreçleri doğru yönetmeye yaklaşamadılar bile,
nerede saf tutacaklarını şaşırdılar. şuursuz akıncılar farkında olmasa da ülkücülük de islam davasına dahil
akıncıların kafası basmıyor ülkücüleri dışlıyor diye ülkücüler de aynı şeyi yapamaz, ülkücü bilir ki hepsi özde birdir
ama muhatapları işi bozuyordur vs.
milliyetçiler ise bunlarla bir görünmektense seküler tayfayla bir görünmeyi tercih ettiler, hükumete karşı olsun da...
bu yüzden hükumetin alternatifi de kalmadı, ikaz edildiğinde anlayacak hali de kalmadı, insanlar da etrafından ayrılamadı
…
yeni kadroda itc'den müdevver olmayan kaç kişi vardı ki? aynı ekip, bir kısmı bir kısmını tasfiye etti, yola devam ettiler
…
dümdüz akp itilafçı dediğin zaman kayınpederimi alıyorsun te cemaleddin efganiye kadar bağlıyorsun,
ne alakası var, köylü, çoban, tornacı, müslüman, bildiğin anadolu ahalisi adam...
hasbelkader erbakan islam dedi diye peşine düşen insanları, orduya darbeye bilmem kime karşı akp'yi destekleyen insanları,
alakasız bir sürü kişiyi itilafçı yaparsın, sosyolojik tabanı dikkate almazsan.
babam bile akp'ye oy verdi, niye diye düşünmüyor kimse, dumanlı kafadan analizlere devam...
…
mustafa kemal, ismet, celal beyler mesela; bunlar neci?
birbirlerini yediler, vuran da vurulan da ittihatçı
itc'nin tek bir çizgisi yoktu, üç tarz-ı siyasetin üçü de dahildi, ama hangi ekip başa geldiyse onun çizgisi öne çıktı
enver bey varken türkçülük öne çıkıyordu, ama garpçılar da islamcılar da ittihatçıydı
kemal ve ismet beyler, üç tarz-ı siyaseti bir buçuğa indirdiler.
itc için belirleyici olan türkçülük değil, komitacılık. ayrıca mensupları arasında islamcı ve türkçüler olmakla birlikte,
jöntürkleri taşıyıcısı rolünü ifa etti itc-chf. türkçüler-islamcılar parantez olarak kaldı
öncesi sonrası var mı? cihan harbinden evvel hepsi teşkilata kaydolmadı mı bunların?
bürokraside yerleştirdikleri adamlar itc kökenli kişiler. asacakları hocaları seçerken bile itc'li mi değil mi diye baktılar
detaylara takılıyorsunuz, abdülaziz han'ın hal' ve katlinden 27 nisan e-muhtırasına kadar sürekli bir çizgi var
bunun ideolojik-sosyolojik tezahürü jöntürk sınıfı. siyasi yapılanması da komita kafasıyla memleketi idare eden oligarşi
adına ittihat deyince çok güceniyorsanız sepet diyelim, zurna diyelim, ne isterseniz...
sudanlı musa da itc mensubuydu, ama bu neticeyi değiştirmiyor :)
…
mhp'nin nadir doğru tavır gösterdiği hadiseler var, ama genel tavır bu değil
akp'nin hatası yok demiyorum, hükumeti savunacak olsam başta gider oy verirdim... ama akp politikalarını eleştirmek başka,
arada varoluşsal çelişki varmış gibi görmek başka. 5-6 senedir partiler parti olmaktan çıktı, cepheler oluştu
cepheleşmenin oluşması ayrı bir faciaydı, ama mhp'nin aldığı pozisyon mhp'ye yakışmıyor
akp'liler ne kadar saçmalasa da mhp aynı duruma düşemez. dava ortak, ama bunlar yanlış savunuyorlar demek başka şey
olaya bunlar zaten hain diyerek girmek bambaşka bir şey. mhp'nin tavrı akp'nin desteğini genişletti...
mhp'nin kalesi denen orta anadolu'nun bile akp'ye geçmesi hiç mi uyarıcı olmaz?
ülkücülerin bütün değerlerine değil, bir kısmına saldırıyorlar. milliyetçiler basiretli davransa bunu boşa çıkarabilirdi
ama istisnalar hariç, milliyetçiler chp ile bir ağızdan konuşuyor hayli zamandır
bunlar hep algıda seçicilik. akp'yi okumak için kullanılan şablondan kaynaklanıyor, tablonun tamamı değil...
akp'nin nasıl bir karma olduğunu görmek lazım, sapı samanı ayırıp eleştirirken nokta atışı yapmak lazım
milliyetçilik deyince herkes başka bir şey anlıyor, sen derdini anlatamazsan, adam hayalindeki zihniyet hakkında konuşur...
türkiye 1923'te kurulmadı, milliyetçilerin kemalistlerle işi olmaz, milliyetçiler darbecileri savunamaz, milliyetçiler seküler olamaz...
hükumetin vahim hataları var, ama milliyetçilerin eleştirilerinin iktidar partisi yönetimine, destekleyen entelektüellere ve halk tabanına >
ulaşabilmesi için, önce arada ontolojik çelişki varmış havasının ortadan kaldırılması lazım,
farklı değer kümelerine mensupmuş gibi yapılan eleştirilerin hiçbir karşılığı olamaz,
adamları savundukları değerlerden yola çıkarak eleştirmeniz lazım. değerler farklıysa neyin eleştirisi?
bu arada, başbakanın ayağının altında ne var bilmiyorum, ama asabiyyenin her türlüsü milliyetçilerin ayağı altındadır
milliyetçiler adına konuşanları eleştirince, bundan hükumeti savunuyoruz manası çıkmasın...
[algı ve semantik yapı üzerinde çalışma derdi] siyasi kadrolarda olmayabilir de, etraflarında bol miktarda entelektüel, akademisyen var...
akp ve mhp'nin ortak davası islam davasıdır. akp bunu yanlış bir yoldan gerçekleştirmeye çalıştığı için hatalı
mhp ise ortada islam davası diye bir şey yokmuş gibi davranıyor. türkiye'ye sonradan dayatılan değerleri (!) savunmaya kalkıyor
2007 seçimlerinde mhp, chp ile koalisyon yapacak söylentileri çıktığında, mhp iki üç oy daha alırız hesabıyla yalanlamadı bunu
sonuç olarak orta anadolu'yu da kaptırdı... akp'nin entelektüel arka planı milliyetçiliği anlamaya elverişli değil,
milliyetçilik ile asabiyyeyi karıştırdıkları için tepki gösteriyorlar. milliyetçilerin donanımı bunun doğrusunu anlatmak için yeterli
ama mhp kendi birikimine sırt çeviriyor, kemalistlerle aynı telden çalıyor. insanları akp'ye itiyor.
bu yüzden akp'nin vahim hatalarında mhp'nin de vebali vardır.
akp olayı anlamadığı için sistemle birlikte devleti de hedef alıyor. mhp ise chp ile birlikte, devlet diye sistemi muhafaza ediyor
devletle sistemin farkını en iyi milliyetçilerin biliyor olması lazımdı...
gözüm sadece akp beyanatlarına bakarak konuşmuyorum, öyle olsa sıkıntı olmazdı. yeniçağ'ı okumuyor musun hiç?
şu durumda yeniçağ da gizli akp'li...
karikatürcü zaten facia da ben köşe yazarlarından bahsediyorum, sevdiğim saydığım insanlar var, isim verdirme bana...
…
1. terim sıkıntımız var, abdülaziz han'ın hal' ve katlinden t. saylan'ın 2006'da "biz asılız" beyanatına kadar devam eden >
2. jöntürk ideolojisinin taşıyıcısı-uygulayıcısı olan derin yapılanma şeklinde bir damar var, buna ittihatçılık demeyeceksek
3. nasıl bir isim verebiliriz? ikinci mesele, komitacılık "teşkilat-ı mahsusa" tarzı faaliyette ne kadar fayda getiriyorsa
4. devlet idare etmekte de o kadar zaaf getiriyor. bir sahadaki efsanevi başarı diğer sahadaki hataları örter mi?
5. chf kadrolarının ne kadarı itc dışı kökenlerden geliyordu? bir dönem her türden insanın cemiyette olması mı esas,
6. yoksa devam eden metodlar ve kadrolar mı esas?
savunanlarla tenkid edenlerin kastettiği ittihatçılık aynı şey değil
beceriksizlikleri devlet idaresinde, teşkilat-ı mahsusa bunun dışında
şerhe ek: emanuel karasu ile itc arasında bağ kurulabilir mi? itc kadrolarında mason ve avdeti nisbeti ve
etkisi ne seviyedeydi? sultan abdülhamid'in hal'i kimin işine yaradı?
hürriyet dediler istibdadın âlâsı geldi...
hepsi dersek mehmed akif'i de jöntürk yapmış oluruz. esas sual şu: ne kadarı chf'de devam etti?
daha mühimi chf kadroları hangi nisbette itc'den müdevverdi?
reşid paşa'dan çevik paşa'ya uzanan bir damar var mıdır? bunlar darbe vb metodları kullanmışlar mıdır?
buna verdiğiniz başka bir isim varsa, ittihatçı yerine o ismi kullanarak devam edelim
talat paşa'nın mason olduğu doğru mudur?
1901 karasu'nun abdülhamid han ile görüşmesi, 2-3 makedonya isyanları, 5 itc'nin faaliyetleri 8 meşrutiyet...
"zamanlama manidar" değil mi?
zemin bu olabilir, ama bombanın piminin çekilmesinde karasu'nun reddedilmesinin payı yok mu?
neticede ne kadar hamiyyetli de olsalar boylarından büyük işlere kalkışmış ve jöntürklüğün taşıyısı olmuşlar
abdülhamid han ile uğraşacaklarına teşkilat-ı mahsusa'ya inkılab edip hizmetinde çalışsalardı,
çok daha faydalı olurlardı gibi tarih ilmine uymayan hayali bir düşüncem var :)
çıkaran askerler olsa bile, askerlik değildi herhalde, gençlik, heyecan, muktedir olma zannı, acele...
bence enver paşa'yı çok aşan bir hasar var ortada. topal osman, izmir suikasti vb gibi hadiseler >
bunların ortaya çıkmasına imkan sağlayan zemin enver paşa'nın etkisinden ibaret olamaz
burda meselelerin ele alınmasında kullanılan mantık, zihniyet, başvurulan metodlar var...
komitacılık eşkiya avı ise, buna da ayrı bir isim bulmak gerekiyor...
bilhassa cumhuriyetten bahsetmiyorum, meşrutiyette de cumhuriyette de devam eden bir teşkilat ve eylem şekli
bir uçtan abdülaziz han'ın hal'ine kadar uzanıyor, diğer uçta "ergenekon" mevzusu...
enver paşa da bu tarz usullere başvurmuştur ve devlet idaresi için fena bir usuldür
ama paşa bir misal sadece, enver bey olmasa da bunlar olacaktı...
evet, muhtemelen karbonari cemiyeti ile alakalı zannederim
itc'den de önce abdülaziz han vak'asında bütün italyan ve ingiliz donanması akdenizdeydi
karbonari ve bağlı olduğu iskoç riti seferber olmuş idi...
hulasa devletin idaresinde bir yabancı tesir var ve belirli usuller devlet idaresine bulaştırılıyor
belirli bir zihniyet hakim oluyor, enver paşa, talat paşa bunun bir kısmında sahne alıyorlar
o usuller ve zihniyet onlardan sonra da devam ediyor. buralarda mutabık mıyız? ismini koymak da başka zaman...
yetenekli ve fakat tecrübesiz, hamiyyetli ve gayretli desek olmaz mı, enver paşa içün?
benim bildiğim asıl ciddi isyan 18'de...
ben harbin neticelerinden de önce, zihniyet ve metod konusuna önem veriyorum, devlet-i aliyye parçalandı,
lakin akabinde zihnimiz, ruhumuz, kimliğimiz paramparça oldu. elbette önceden başlamış süreçler bunlar,
ama sonraki darbeler çok daha sert oldu...


10 Aralık 2014 Çarşamba

Sözümona İslam Tıbbı

 “İslam tıbbı” veya zaman zaman “Osmanlı tıbbı” diye anılan disiplinin en bariz vasıflarından biri de “İslamî” olmaması. İslamî derken, vahye dayanan bir tarafının olup olmaması hususunu kastediyoruz ki Tıbb-ı Nebevî konusunu ayrı tutarsak, bu disiplin vahye dayanmıyor. Dinî açıdan İslamî olmadığı gibi, kültürel açıdan da İslam Medeniyeti’ne mahsus bir bilgi değil, tamamen beşerî ve beynelmilel bir disiplin.

Peki “İslamî” değilse nedir? Önce gerçek ismini söyleyelim: humoral patoloji. Antik Yunan’dan başlayarak, neredeyse iki bin yıl süreyle Akdeniz çevresindeki medeniyetlerin ortak tıp anlayışı olmuş bir paradigma. Kökleri Mezopotamya’ya dayanmakla birlikte, esas olarak Hipokrat tarafından, bir takım Yunan filozoflarının fikirlerinden hareket ederek ortaya konmuş bir teoriye dayanıyor. Bu görüşe göre, kainat dört elementten meydana geliyor: hava, ateş, su ve toprak. İnsan vücudunda bu dört elemente karşılık gelen bir takım sıvılar (humorlar, hıltlar) bulunuyor: kan, sarı safra, balgam ve en esrarengiz sıvı olan kara safra, nam-ı diğer sevda. Kan havaya, safra ateşe, balgam suya ve sevda toprağa karşılık geliyor. Balgam derken kastedilen, bugün anladığımız mânâdaki balgam değil, beyin omurilik sıvısından eklem sıvılarına kadar bir sürü şey buna dahil. Sevdanın ise ne olduğu belli değil. Bu teoride, bu iki dörtlüyü takip eden bir takım dörtlüler daha var: temel organlar kalp, karaciğer, beyin (bu teoriye göre balgam üreten organımız) ve dalak (sevdanın kalple alakalı olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz, sevda tamamen dalakla alakalı bir konu); mizaçlar sıcak, soğuk, kuru ve yaş; dört mevsim… Hava ve dolayısıyla kan yaş ve sıcak, ateş ve safra kuru ve sıcak diye devam ediyor. Her mevsimin sıcak-soğuk ve kuru-yaş olma vasıfları farklı olduğu için beslenmede dikkate almak gerekiyor, keza insanların bünyeleri de farklı, bunu da dikkate almak gerekiyor. Hastalıklar sözkonusu sıvıların dengesinin bozulmasından kaynaklanıyor ve mesela yaş ve sıcak olan kan fazlaysa bunu kuru ve soğuk bitkilerle tedavi etmek gerekiyor. Başka bir görüşe göreyse yaş ve sıcağın artmasından kaynaklanan hastalıkları yine yaş ve sıcak maddelerle tedavi etmek doğru. Bu konu Hipokrat ve Galen’in anlaşamadıkları bir konu. Antik Yunan’dan sonra da bu paradigma varlığını devam ettirmiş, Galen ve İbn Sina gibi hekimlerce geliştirilmiş, Doğu’da ve Batı’da pek çok sahada benimsenmiş.

Humoral patoloji eski çağların bilimsel bilgisi ve Grekolatin medeniyetinin coğrafya bilgisi ne kadar geçerliyse, o kadar geçerli. O zamandan bugüne mühendislik ne kadar geliştiyse, tıp da o kadar gelişti. Bugün o devirlerin diğer bilgilerini uygulamaya kalkmak ne kadar mantıklıysa, bu da o kadar mantıklı. Evet bu bilgi ne kadar diğer ülkelerin geçmişiyse, o kadar bizim de geçmişimiz; ama maalesef geçmişimizi yeteri kadar tanımıyoruz, dolayısıyla bu bilginin mahiyetini de anlamıyoruz. Ecdad yadigarı olarak manevî bir tarafının bulunması gerekiyormuş gibi hissediyoruz. Batıl bir şeyden hakka kaçar gibi, modern tıptan kaçıp bu tarz bilgileri uygulamaya çalışanlarımız var ve bu hatalı. Şifalı bitkiler meselesini de bu meyanda zikredebiliriz, eski anlayışla şifalı bitki, ilaç olarak kullanılan bitki demektir. Modern tıp da birçok ilacı bitkilerden elde ediyor, gerçekten de bazı bitkilerde bazı hastalıkları tedavi etmeye yarayabilecek maddeler var, ama insanlar “şifalı” deyince o bitki sıradan bir biyolojik varlık değilmiş, içinde gizli bir manevî güç varmış gibi algılıyor.

Uzun lafın kısası, doktor tavsiyesidir efendim, evde denemeyin.


9 Aralık 2014 Salı

hep osmanlıca / not

konunun içinde bir çok şey birbirine girmiş bulunuyor, bunları ayrı ayrı ele almayınca havanda su dövmekten başka bir şey yapamayız.  birincisi "osmanlıca" resmi dil değil sadece, herhalde bu yanılgı "sarayın diliydi" geyiğinden kaynaklanıyor. sokakta başka bir dil konuşuluyor, resmi dairelerde başka dil kullanılıyor değil. yazı dili ve konuşma dili her yerde farklıdır, sokağın ihtiyacıyla aydınların, bilim adamlarının, edebiyatçıların ihtiyacı farklıdır çünki. ikincisi her dil başka dillerden kelime alır, ne kadar çok kelime alırsa o kadar gelişir. hangi "büyük" dile baksanız, bir sürü yabancı kökenli kelime görürsünüz. bilhassa bazı diller bazı medeniyetler için "kök" görevi görür, bu medeniyetlere mensup milletlerin dillerinde de o dillerden gelen çok sayıda kelime gelir. batı dilleri için bu grekçe ve latincedir. avrupa dilleri içinde bildiğim kadar sadece almanların bir "öz almanca" hamlesi var ve latince-grekçe kelimelerin yerine tren katarı gibi uzun almanca kelimeler bulmuşlar. onlar bile grekçe ve latince kelimelerin kökünü kazıyamamış. dolayısıyla "dil yapmacıktı, yabancı şeylerle doldurulmuştu" diye paralanmanın bir mânâsı yok. evet, bir dönem türkçe yerine arapça ve farsça kelime kullanılması ihtiyaç seviyesini aştı, gramer kurallarıyla beraber işin suyu çıkarıldı, ama abartıldığı kadar değil yine de. daha sonra, önce cevdet paşa, sonra ömer seyfeddin ve ziya gökalp gibi aydınların başı çektiği genç kalemler hareketi ile, bu durum hal yoluna kondu, türkçe tabii seyrine dönmüş oldu. dil devriminden sonraki nesiller, bu sade türkçe'yi bile anlamakta güçlük çekiyor. onları bırakın, cemil meriç'i bile okuyabilen fazla çıkmaz, şimdiki eğitimle. 

üçüncü husus, eğitim seviyesi konusu dar bir açıdan ele alınıyor. okuma yazma oranları tek başına tabloyu anlatıp bitiren bir veri değil.  aydınların eğitimi hangi seviyedeydi, bununla ilgili verileri de görmek gerekiyor. mümtaz turhan'ın garplılaşmanın neresindeyiz adlı eserini tavsiye ederim, okumadıysanız. okur-yazarlık oranları bir fetiş haline getirildi ve yükselirse yükseleceğiz sanıldı, halbuki o kadar basit değildi. ayrıca yazının kolay öğrenilmesi, başarılı bir eğitimin ölçüsü değil. kelimeleri sökecek kadar öğrenip, okuduğunu anlamayan bir sürü insan var. eski yazının özelliği, ancak anlayabildiğiniz şeyleri okuyabiliyorsunuz, yoksa sökemiyorsunuz. benzer özellik japonca ve çince için de var. bilgi arttıkça, müfekkire geliştikçe eğitimin neticesi ortaya çıkar. adama latin harfiyle okuma yazma öğrettiğinizde, eline cemil meriç'i alıp okuyabiliyor mu? kendimizi kandırıyoruz.

arap harfli türk yazısı da söylendiği kadar zor değil. önce onu öğrenenler, latin harfli yazıdan daha kolay ve hızlı okuyup yazıyorlar hatta. öğrenmek zor değil, ama alışkanlık olmayınca pratik şekilde okuyup yazmak müşkil hal alıyor. okuyabilseniz de, okumayı yeni öğrenen çocuk gibi heceleyerek okuduğunuz için klasikleri aslından okumanız çok zor. bütün kitapların transkripte edilmesi mümkün değil, edilebilse bile çok büyük bir iş yükü. neticede bir gecede kütüphanenin kapısının suratınıza kapandığı çok abartılı bir yorum değil. içinde bin yıllık bir birikimin olduğu bir kütüphane. eski metinleri okuma konusundaki sıkıntı alfabe devriminden ziyade, dil devriminin neticesi, alfabeyi sökmek nisbeten kolay, ama bilmediğiniz kelimeleri okuyamıyorsunuz, okusanız da anlamıyorsunuz.

8 Aralık 2014 Pazartesi

hâlâ osmanlıca / not

klasik türkiye türkçesi nedir bilmiyorsanız, google'layınız. yalnız klasik osmanlı türkçesi diye arayacaksınız, zira konuyla ilgili eski ve maalesef hâlâ yaygın olan terim bu. aslında olay "osmanlı" değil, selçuklu, beylikler, osmanlı ve cumhuriyet dönemleri birbirini takip eden dönemlerle bir bütünlük arz ediyor; dönemler bu bütünün dönemleri. o yüzden eski anadolu türkçesi ve klasik osmanlı türkçesi tabirlerinin yerine eski türkiye türkçesi ve klasik türkiye türkçesi tabirleri bulundu. 

mesele basit bir alfabe değişikliği değil, birincisi alfabe değişikliği basit bir şey değil, ikincisi konu alfabe değişikliği ile de kalmadı dil devrimi diye bir saçmalık yapıldı üstüne, o da yetmedi yıllar boyunca eğitim ideolojik bir bakış açısıyla yönlendirildi, gençler "osmanlıca" adı altında, "divan edebiyatı" adı altında türkçe'den nefret ettirildi. ingilizlerin  kendi klasik edebiyatlarıyla sorunları olmaz tabii, ne dil devrimi yapan oldu ingiltere'de, ne alfabe devrimi, ne de gençleri klasik edebiyattan nefret ettirmek için özel olarak programlanmış bir eğitim sistemleri var. 

özet: osmanlıca diye ayrı bir dil yok, kendine has bazı vasıflarıyla şu anda kullandığımız dilin bir devresi sözkonusu ve bu devre ile bağlantının koparılması için ne gerekiyorsa yapıldı. ingiltere'de işçi partisinin shakespeare'i unutturmak için yırtındığını tahayyül edin, öyle bir şey...