20 Aralık 2014 Cumartesi

Ulusal çıkar veya çıkmaz / tw


şu ulusal çıkar kavramının türk devlet felsefesiyle n'alakası var, onu da bir ara incelemek lazım... hakim olmak mı, hâdim olmak mı?
ben kârıma bakarım kafası batılı ve seküler bir kafadır. bununla ülke belki "başarılı" olur, ama "türkiye" olmaktan çıkar, gavurumsu bş olur
öyle bir şey demedim :) ama fırsattan faydalanmakla fırsatçılık arasında fark var, o kelime olmamış :)
türkiye'nin dış politikası doğru mu yanlış mı onu bilecek kadar konuya hakim değilim, ama mantığı doğruydu
ayrıca her zaman hesap tutmayabilir, yola çıkarsınız yenmek kadar yenilmek de vardır; risk almadan anadolu'yu da alamazdık
doğru olanı yapmak gerektiğinde, hesap yapabilirsiniz, ama basit hesaplar yapamazsınız,
mesela hacizi göze almazsınız, ama yüklü bir fatura ödemeyi göze alabilirsiniz
ulusal çıkar bizim işimiz değil derken kastım şu: "bizim insanımız" 76 milyondan ibaret değil,
bizim hedefimiz para vb.den ibaret değil. devletin hedefi adaleti tesis etmek. bu adaletin ilgi alanı bütün dünya...
bu uğurda sonunda devleti de yıktıracak badirelere gözü kapalı dalmak doğru değil elbet, ama mesela bir anlaşma kaçacak,
bilmem kaç dolarlık ihale gidecek, çok masraf olacak vb sebeplerle duruştan taviz verilirse, devletin varlık sebebiyle çelişir
rasyonel bir politika yürütmek ayrı, bu politikanın temel hedefleri, ekseni belirlenirken ortaya konan vizyon ayrı
elbette :) taş atarsan kolun yorulur, icraat yapan herkesin hatası olur, oturduğu yerden eleştirmek çok kolay
taktik basit, her şeye itiraz et, hükumet haklı çıkarsa ıslık çal, haksız çıkarsa tepesine bin, yaygarayı bas :)
türkiye'nin eli zayıf, ittifaksız iş yapmak mümkün değil, ittifakla da nereye kadar... hesaplar değişiyor, manzara ters dönüyor
konjonktürden faydalanıp açılıma giriştiler, denizin ortasında yelken ters döndü. ya hiç yola çıkmayacaksın ya katlanacaksın
rüzgara güvenemezsin, ama garantici olmak için yerinden kımıldamaman lazım. hesap tutmadı, özeleştiri şart elbette;
ama bütün bütün zararda olmadığımızı düşünüyorum, en azından hadiseleri başka gözle de görebilmeye başladık...
sorunun liyakatsizlik olduğunu düşünmüyorum, daha büyük ölçekli bir şey, orada kim olsa netice değişmeyecketi tahminim
evet, bizde eleştiri genelde kasıtlı yapıldığından olumlusunu ayıramıyor kimse
açılım derken kürt açılımdan bahsetmiyordum, dış politikada hamle vaziyeti almaktan bahsediyorum
açılım hükumetin en net yanlışı, savunacak bir şey yok, reformların hepsini eleştirenleri haklı bulmuyorum, lakin
lakin terör örgütünün muhatap alınması ve sözkonusu olmayacak meselelerin gündeme getirilmesi ciddi hata
kırmızı çizgileri değiştirmeyecek olsan bile değişebileceği beklentisini yükseltiyorsun iş ilerledikçe, vahim
ne verilecekse örgütü muhatap almadan verilmeli elbette. bunun dışında verilmesi gereken var, verilmemesi gereken var...
anayasal statünün özerklikten çok farkı yok, mantık aynı...
bin yıldır bu ülkede bütün müslümanlar tek bir çeşit vatandaştır. bunu değiştireceksen her etnisiteye ayrı ayrı haklar vermelisn
türklerin bir statüsü yok, ama varmış gibi davranıp başkalarına statü icat edilmeye çalışılıyor, üstelik herkese bile değil
"balkanlardan boşnaklardan gelenler" gelmesin diye bas bas bağırıyor adamlar
farklı vatandaşlık tipleri tanımlarsan husumeti körüklersin, işleri karmakarışık edersin. anayasada "türk" yok, niye kürt olsun?
kürt olacaksa türk de olsun, zaza da olsun, boşnak arnavut çerkez vs vs vs hepsi olsun, niye sadece kürt? silaha ödül?
kafa karışıklığının sebebi türk kelimesinin iki ayrı anlamda kullanılması, ama anayasanın mantığındaki türk, türk değil,
anayasanın mantığındaki türk kelimesi osmanlı kelimesi ile eşanlamlı. osmanlı dememek için türk diyor adamlar
anayasadaki tek çeşit vatandaşlık oğuz aslından gelenleri esas alıp ötekileri yok saymıyor, herkes için, bütün müslümanlar için
türklerin hakim unsur olması diye bir şey yok, türkler kurucu unsur, ama bunun türklere bir getirisi yok, sadece hasbelkader,
ülkenin adı türkiye ve resmi dil türkçe. bu kadar. çerçeve bu. istiklal harbindeki beyanatlar vb de hep bu yönde mesela
misal mübadelede ortodoks türkler gönderildi, müslüman rumlar bırakıldı. lozandaki vatandaşlık tanımı da müslümanlık üzerinden
mış gibi yapmak falan yok, sadece kafa karıştıran bir terim sorunu var. türk geçen her yere osmanlı yazsak herkes rahatlayacak
hukuki-siyasi sistemde türklerin ayrı bir yeri yok, bir statüsü yok, hiçbir şeyi yok ki, başkasına ne vereceksin?
eğer bir etnik kökene sahip olmak siyasi hukuki alanda ifadesi gereken haklar getiriyorsa, elvan abeylegese için bile bir tanım.
birine ver diğerine verme, var mı öyle bir şey. o zaman çıkacak nizayı husumeti hesap edebiliyor musun?
kürt mahkum kürtçe savunma hakkı isteyecek mesela, avukat zazaca savunma yapmak isteyecek, hakim arnavutça...
tek tek 72,5 vatandaş türünün haklarını birbirine denk olmasını gözeterek belirlemeye çalışacaksın yine de memnun olmayacakkimse
kültürel haklarını verirsin herkesin, ama kültürel konuları siyasi-hukuki sistem için temel haline getirmezsin
mahkum türkçe bilmiyorsa tercüman temin eder savunma vermesini sağlarsın, kürtçeyi ikinci bir resmi dil haline getirmen gerekmez
niye o adam kamu alanında kendi dilini kullanamasın ki? :) hadi onu vermedik diyelim, en azından arnavutça, adigece vb savunma
her mahkemede her dilden tercüman mı bulunduracaksın? adam türkçe bildiği halde inadından arnavutça savunmak isterse?
adamların herhangi bir dilde savunma yapabilmesi başka bir şey, bu dilin resmi dil sayılması başka bir şey
kürtçeyi ikinci resmi dil haline getirirsen mahkemeyi kürtçe yürütmeyi de istememeleri için bir sebep kalıyor mu?
kimsenin kürtçe savunma vermesine karşı değilim, ama bunu bir resmi dil statüsü üstünden yapılması yanlış
türkçe bu ülkede ortak dil, defacto durum bu, türklerin ekstra bir hakka sahip olması manasına gelmiyor
tamam işte kültürel haklarını ver, anayasal statüyü karıştırma. anayasal statünün boyutları senin dediğinden fazla
yahu dil bilmeyene başka dilde hizmet sağlamakla, ikinci resmi dilin ne alakası var?
iki ayrı vatandaşlık türü tanımladığın anda yapısal olarak özerkliği vermiş oluyorsun zaten,

dilin kullanılmasını kısıtlamak başka bir şey, kullanımını resmi dil şeklinde kurgulamak başka bir şey.

Nergenekon Contası / tw


allah'ın adeti bir şeyi yükseltirse tekrar alçaltır, dün tepemize çıkanlar bugün yerde; bugün tepede olanlar da ibret alsın bu işten...
*
böl yönet politikası "cunta bize zulmetti, ama olsun, bizi onlardan koruyor" içimizde yaşıyor... bkz: stockholm
bir de varoluşsal bakımdan cuntanın tarafında olanlar var tabii, onlar ayrı
devletle sistemi, orduyla cuntayı birbirinden ayıramadığınız sürece bu kör dövüşü sürecek; sizi birbirinize boğazlatacak birileri çıkacak...
bu kadar karikatürvari düşünmeyin. bir tarafı iyi diğer tarafı kötü kodlayıp kimini oraya kimini buraya atmakla bitmez bu hikaye
hükumet devlet düşmanlarının yanında o zaman paşalar devlet dostu diye bir şey yok, hükumet kürtlerin yanında o zaman askerler hain de yok
hükumetin iyi icraatı da vardır, kötü de. ordu iyidir, ama askerlerden bazısı suç işlemiş olabilir. devlet iyidir, memurlar suç işleyebilir
hükumetin açılım politikasını yanlış bulabilirsiniz, buradan "hükumet yanlıştır", o halde hükumete karşı olan her şey doğrudur sonucu çıkmaz
rejimi savunuyor olabilirsiniz, ama rejim adına işlenen suçları da mı savunuyorsunuz? iyi düşünün. aynı mantık sizi de vurur bir gün...
hele milliyetçi geçinenler? kardeşim senin ne işin var cuntayla, darbeciyle, rejimin adamıyla, kemalistle, dinsiz imansızla? ÇÜŞ! o kadar!..
ha, yargıda teknik hata vardır deyin, usulde hata vardır deyin, araya kaynatılanlar olmuş deyin, bunlar başka şeyler...
"kategorik olarak" davaya karşı çıkanlar ya sağlam gafil veya hainin önde gideni. kimse zulmün tarafında durmasın...
haa, havai fişek atanlar; dinin nezaket, nezafet, üslup, adap gibi kısımlarından nasipsiz olduğunuzu biliyoruz zaten, devam edin...
örgüt hayali, darbeleri rüyamızda gördük, milleti ezenler masaldı, islamcılar itilafçı. peki.
islamcılar içinde itilafçı bir damar varsa, bundan islamcılar itilafçı sonucunu çıkaralım; o zaman da türkçüler ittihatçı olmalı demek ki...
bu hükumet mekke müşriklerini mahkemeye verse ebu cehil'i savunacak adamlar var ya, insaf.
mahkemeyi, delili, örgütü bilmem kardeşim, kemal alemdaroğlu'nun suç işlediğini gözümle gördüm, ceza haktır. maval okumayın...
odatv'cilerle stv'ciler birbirini götürse de rahatlasak
*
çarpıtma. ortada bir suç var diyorum. hukuki detayları bilmesem de suçun işlendiğinden haberdarım,
suçlar işlenirken herkes gördü, ama ceza kesilince birileri kıvırıyor... kaç arabada bomba patladı? kaç kişi ordudan atıldı?
sayfalarca yazarız da, mağdur edebiyatı oluyor sonra; gerek yok. bu kadar sene milletin tepesine teyzemin oğlu mu bindi?
ergenekon olmasa da olur demedim. incelemediğim için hukuki kısımlar hakkında fikir beyan etmiyorum,
bir örgüt olmadan bu kadar işin yapılmış olması mümkün değil kanaatim örgütün var olduğu. ama bunu bilmesek bile bildiğimiz var
bunlar "kötü" gebersin demedim. suçun işlendiğini biliyorum, ceza alması da doğru dedim.
kemal alemdaroğluna iftira edilmediğine şahitim.
hala aynı şeyi söylüyorsun. suç var mı? var. ceza hak mı? hak. gerisini tartışmıyorum.
niye tartışmıyorum, konuyu incelemediğim için. önemsiz diye değil. başka türlü düşündüğümden değil. sadece bilmiyorum. uzatma
orasını hukuk bilgisi olanlar tartışsın, benim alanım ve bilgi sahibi olduğum bir konu değil.
*
bilmiyorum, belki siz de, can dündar gibi, ergenekon deyince altından "dincilerin, ülkücülerin" çıkacağını bekliyordunuz, ondan mahzunsusuz
davayı teknik sebeplerle eleştirmek başka, "dinciler vatanseverleri eziyo" kafasıyla kategorik olarak karşı çıkmak başka, anlatamadık...
suçun işlendiğini biliyorum. belki "adil" yargılansalardı delil yetersizliğinden beraat edeceklerdi. bunu söyleyemem, bilgim yeterli değil
hayali bir suça ceza uydurulmadığını adım gibi biliyorum. arada suçsuzlar var mı yok mu bilmiyorum, ama bunu söylemek başka "hayal" bambaşka
şunu da söyleyelim, "suç" durumdan vazife çıkarıp sempatizanlıktan militanlığa tuzlukla koşmak olsaydı, cezaevleri yetmezdi hepsine
davayı teknik yönden eleştirmekle bundan ideolojik bir söylem çıkarmak arasında çok fark var
beni usulsüz mülakattan geçiren adamı aklıyorsun, arkamdan eşi başörtülü mü diye tahkik edeni aklıyorsun,
ilahiyat mezunu diye kampanya açılıp hakkı yenen adamı dışlayanları aklıyorsun "tarikatçı" gazına gelip hakkımda soruşturma açanı aklıyorsun
namaz kılanları ordudan atanları aklıyorsun, bir sürü suikastı aklıyorsun, kızları okul kapısından kovanları aklıyorsun, iyi düşün
davayı eleştirmek başka, bunlar dinci, bunların mahkemesi böyle ole kafasıyla bodoslama girmek bambaşka, allah akıl fikir versin...
mahkeme süresince yanlışlar yapıldığını söyleyen ciddiye alınabilir, tamamen temelsiz ve hayali olduğunu söyleyen değil...
mahkemenin uluslararası hadiselerle alakası kurulabilir, o takdirde çıkacak sonuç şudur: birileri ihaleyi ondan aldı, buna verdi...
yeni taşeronlara karşı eski taşeronların avukatlığını yapmak hakkaniyetli bir tavır değil
hükumetin elini güçlendiren, tereddütsüz imralı sürecine yönelten halk desteği ve artan oy oranlarıdır
muhalefet seçmene biraz olsun güven verebilseydi, bu iş buraya gelmezdi; olayı "uluslararası" referansla okuyacak olursak >
çıkacak sonuç şudur: cansiperane avukatlık yapan silivri goygoycuları da bop'da görevlidir...
hükumeti, seçmenini, darbecilere yönelik mahkeme sürecini cumhuriyet karşıtlığı, karşı devrimcilik, dincilik gibi yaftalarla mahkum edenler,
hükumetin etrafında insanların daha da çoğalmasına, yoğunlaşmasına, kemikleşmesine yol açıyor
kimseye öcü göstermeye gerek yok, millet görüyor zaten öcüyü.
teamüle uygun olduğu halde takoz konan cumhurbaşkanlığı seçimi mi hayal?
anayasa mahkemesinin yetkisini aşarak usulden inceleyebileceği bir şeyi esastan bozması mı hayal?
dahiyane hukuk süreçleriyle iktidar partisinin kapatılmasına teşebbüs edilmesi mi hayal?
bütün bu işler kendi kendine mi oldu? iyi saatte olsunlar mı yaptı? yoksa zaten tanıdığımız, bildiğimiz öcüler mi?
böyle bir "yapılanmanın" varlığını 28 şubatta görmüyor muyduk? bunlar 2002'ye gelene kadar buharlaşmış mıydı?
"biz istemeden bir şey olmaz, bis asılız" diyenler ne kastediyordu?
birileri işi sulandırmıştır belki, araya orada olmaması gereken kişiler kaynatılmıştır, orada olması gerekenlerin çoğu atlanmıştır;
belki esas sorumlular birilerini kullanıp gözden çıkarmıştır, şimdi başkalarını kullanıyorlardır...
delilleri varsa bunların hepsi düşünülebilir, tartışılabilir, değerlendirilebilir; ama olup biten her şey hayal demeyin, çok komik...
*
:) spekülasyon yapıyorum, ihtimaller... ayrıca olabilir de, iyi polis kötü polis... zor mudur, ulusalcılara bopçu karıştırmak?
hükumeti ve ilişkili süreçleri "komplo" kafasıyla değerlendirmek mümkün, ama aynı kafayla muhalefet çok daha komplo...
kulağını, hortumunu, dişlerini görüyorum; sen istediğin kadar fil ispatlanamadı de...
*
güldürme beni, kazandibi diye bir oyun var, hiç duydun mu? şıracı bozacıya mı açık verecek?
sistemi bir defa kurdunuz mu, arıza çıkaranı şarka sürmek kafasına bir kurşun sıkmak trafik kazasında telef etmek çocuk oyuncağı
senin hesabınla bu ülkede hiç darbe yaşanmamış olması gerekiyor, bir sürü şeyin hiç yaşanmamış olması gerekiyor...
bu kadar olay kendi kendine mi oluyor?
kendi kendine organize oluyorlar? peki örgüt gerçekten yok diyelim, bu suçluları masum mu kılar? işlenen suçlar gerçek değil mi?
o zaman açıklaman delil yetersizliği olur, her şey hayal değil. şu güzel ortamı dinci itilafçılar bozdu, hiç değil.
hayal diyorsun? itilafçılar komplo kurdu diyorsun? örgüt "yok" diyemezsin, ispatlayamıyoruz dersin
delil yetersiz deyin canımı yeyin arkadaş, hayal demeyin, itilafçı komplosu demeyin
balbay mı hayal, alemdaroğlu mu, perinçek mi? danıştay mı? anayasa mahkemesi mi? nasıl bir matriksmiş bu ya?
bu durumda da dava temelsiz, hayali diyemezsin, saptırıldı diyebilirsin
buna mahkeme yok diyebilir, duvarda bir yazı varsa, bunu biri yazmıştır sonucunu çıkarabilirim herhalde?
her şey hayal demek başka, hukuki süreç usulsüz demek başka
gerçeği ispatlayamadılar, kılıfına uydurdular, ama suyunu çıkardılar demek başka; her şey hayal demek başka
tamam arkadaş, pes. kemal alemdaroğluyla aynı masanın etrafında oturmadım ben, kuzenim rüya görmüş, itiraf ediyorum.
padişahım, atınız öylece yatıyor, nefes almıyor, yem yemiyor, buz gibi, kaskatı; ama endişe etmeyin henüz ispatlanmış bir şey yok...

at ölmemiş olabilir, öldüyse de örgüt öldürmemiştir, itilafçı dinci komplosu her şey, hayal mahsulü, yarın atınıza binebilirsiniz...

Melmeketin ahval-i siyasiyesine dair / tw


takip edemedim, tmmob partisini hangi gerekçeyle kapatmışlar? gerekçe "teknik" değil de siyasi ise tmmob ile aynı kulvarda yarışmışlar demek
ttb partisini de kapatacaklar mı? bence kapatmasınlar, mevzuat düzenlemesiyle meslek odalığından çıkarıp siyasi partiye dönüştürsünler
*
milletin vekilleri dayaklık da, asılları da az değil, silah zoruyla mı seçiyoruz bunları? hal-i pürmelalimizin vitrini...
*
seyit ali parkı forumu notları: ilçe dışından gelenler vardı, tuhaf tuhaf baktılar. iki çay içtim. fotoğraf çektim. olaysız dağıldım.
bildiğim kadarıyla antik yunandaki doğrudan demokrasiye sadece vatandaşlar katılıyordu, herkes değil...
arkadaşlar da böyle bir model üstünde çalışıyorlar anladığım kadar. çobanın oy vermesini engelleyemiyorsan forum da mı yapamıyorsun...
uyu güzel ülkem, parkokrasi geliyor...
*
galiba dün "x yapanlar bugün y yapıyor" dilinden "dün x yapılıyordu bugün y yapılıyor" diline geçsek, anlaşılabilirliğimiz artacak gibi...
*
ontolojik kriz kendi tavırlarından kaynaklanıyor, batıcı olsun, doğulu olsun mantığıyla nereye kadar?
sosyalizm eskisi kadar 'trendy' değil, faşizmi tercih etmelerine konjonktür izin vermez, marjinal olarak kalırlar
'sol' için krizden tek çıkış yolu bir an önce liberalizmi anlamaya başlamaya çalışma ihtimali üzerinde düşünmeye niyetlenmek
*
kim kime küfretti, kimler kavga etti, kime çaktılar ne oldu bitti ne biçim taymlayn la bu, yalan rüzgarının bile bi konusu vardı iyi kötü
ben söyliyim size, türkiye'de darbe oldu, aklıselim gelecek derken, aklı külliyen devirdiler. matrixokrasi geldi, uyu güzel halkım...
güzel sandık = açık oy, gizli sayım; sen hâlâ anlamadın mı? bkz: 1912, bkz: 1946
*
allah aşkına magazin siyasi konuları tenkid için bile gündeminize taşımayın, yayılmasın, gördüğünüz yerde kanalı değiştirin...
hüseyin çelik'in bahçeli hakkındaki beyanatı edeb hududunun aşılmasından daha ciddi bir arızaya işaret ediyor, uygun terim aklıma gelmedi...
başbakan hakkında irrasyonel bir hassasiyetle tenkidi hakaret olarak algılamak; farz edilen hakaret dozunu misli misli zamlı iade
kuluçkaya oturuyorsun vb. doğru laflar değil bunlar. bahçeli de söylüyorsa aynı hüküm onun için de geçerli
zaten tepki üslubuna, muhtevaya değil. hain demek de yanlış, bu ağır bir suçlama, somut delil ister, tabloya bakıp yorum çıkarılmaz
şeytanlar bağlı, ey oruç bağla bizi: ... arası ...na pala kuluçka şerefsiz olaylar olaylar siyasete gel vatandaş
melmekette balata mafiş...
*
bağzı çok bilmişlerin konuları ele alma tarzı, düşündürmeden çok şartlandırma esasına dayanıyor.
milyon defa sepeti unutmayacağız, zurnaya karşıyız deseniz, bunlar için de ayaklanacak birilerini bulabilirsiniz...
*
her şeyin rengi hızla değişiyordu, hangisi beyazdı bilemediler...
ya tahammül ya sefer, huzursuz bacak, kapalı erkek koğuşunda betona kafa atarken tespite alınıp 2-1 yapılan adamın yılan hikayesi...
*
ama onlar d. türkistan'a destek olmuyor diyen takoz kardeşim, sen mısır'a destek ol da, örnek ol madem. ki oluyorlar, seninkinden fazla...
*
bu görüşte gerçek payı var, sosyolojik tabanı olmadan büyük çaplı hareket başlatılamaz; komplo potansiyeli açığa çıkarır
yazıya tekrar baktım, bence "komplo yok" demiyor, komploya karşı komplo teorisinden çok sosyoloji işe yarar diyor gibi...
konu şu: hükumet komplo söylemiyle gaz oluşturmanın dışında, sosyolojiye yönelik tedbir de alıyor mu, alacak mı?
yoksa gerilimi seçim enerjisi üretmek için körükleyecek mi?
*
dalga geçmiyorum, fatih camiini bile engelli erişimi açısından uygun mu diye denetleyip ceza keserlerse şaşırmayın...
batının en hızlı kanun çıkaran hükumeti hiç duymadığınız, ne olduğunu anlamadığınız bir kavramı iki hafta içinde burnunuza dayayabilir...
*
yabancı gazetelere bakınca bizim memleketin gündemine gündem demiyorsunuz, düşün bir de hızına yetişemiyoruz, pes ettim... #direnmazharosman
*
bu suriyedeki, ıraktaki "bağzı" adamlara da türk densin veya bize de türkmen densin, yeter artık ya!
*
her yer silivri, her yer taarruz; gezi'den sap, silivri'ye varmadan üçüncü sol; taarruz geyik kebapçısı.
*
son dakika haberi, türk kültüründe çay bardağı teorisi, hemen şimdi kurdum, dakka oldu olmadı, taze taze, az sonra...
şimdi çayı karıştırıyorsun ya hacı, ya saat yönünde veya ters yönde mecbur. karıştır karıştır, oluyor sana ahenkli küçük bir girdapçık...
pat diye ters yönde karıştırmaya başlarsan ne olur? bir karmaşa, bir kaos... ta ki çay yeni yöne alışana kadar...

peki birileri bir yönde birileri diğer yönde karıştırıyorsa aynı çayı? ona da türkiye denir.

herkes kendi ilacını içsin, tepişmeye gerek yok - İhvan, Ak Parti, MHP, R4bi4 falan / tw


hatlar yine karışık... mhp hakkında akp iftira ediyor olabilir, oraya bir mim koyalım da, bu iftira nasıl tutuyor, oraya da bir istifham...
tavırları, algıları somut ve objektif şekilde tasvir zor, sadece meselenin fikri ihtilaf ve siyasi hödüklükten ibaret olmadığına işaret...
gayet net bir sosyolojik tablo var, ama bakıp görmek gerekiyor. göstermek için kasasım yok, hatlar karışık kalsın, istifham çengeli yerinde.
madde iki: türkçülük "islam'a sokulan bir şey" değildir, kimsenin dine bir şey eklediği yok, siyaset ve fikriyat ile dini ayıramıyorsunuz
iktidarın siyasi ve fikri boşluklarını muhalefet sosyolojik yamalarla dolduruyor, buradan islamcılar kendine haklılık payı biçiyor
sivil direniş bir metod, "köprüyü geçene kadar" siyaseti başka bir metod; biri şahane diğeri kepaze değil, ortada çemkirecek bir şey yok
ama elimize bir fırsat geçmeyegörsün, birilerine veryansın etmek için... "cehennem kazanındaki türkler" fıkrası boş bir fıkra değil
hangi usulün daha iyi olduğu hakkında muhtelif kanaatler olabilir, belki biri belki diğeri doğrudur, ikisini de denemeden bilmek zor
her halükarda ihvan yolunu seçmiştir, müslümanlara desteklemek düşer. romantik islamcı devrimci heyecanına kıl olup sütre gerisi atış değil
fikir cimlastiğinden fayda da çıkabilirdi, bu kadar germeseydik. zaten kimsenin bir şey ihraç edebileceği yok, her yer farklı
ismail kara, şeyh efendinin rüyasındaki türkiye. okumayan varsa tavsiye ederim. hilafet merkezinin tercihleri üzerinde düşünmek için...
türkiye'nin seçimi türkiye'ye uygundur. dışarıdan islamcılık ithal etmek hataydı, konfeksiyon gömlekle olacak bir şey değil bu...
diğer taraftan türkiye'de bile birilerinin örnek aldığı bir hareketi olan bir ülkeye akıl öğretmeye kalkmak da lüzumsuz...
herkes kendi ilacını içsin, tepişmeye gerek yok...
uzlaşma aramak yerine kahrolsun onlar yaşasın bizimkiler tribine girmek de bir tercihtir, ama sahih olması için baştan yapılması gereken var

sıkı bir nefis muhasebesi, murakabe. başkasını kendi gözümüzle yargılamadan önce onların gözüyle anlamak...

Der beyan-ı gavgay-ı adab / tw


"âdâb" izah olunabilir bir husus değildir, frekansa bağlanabiliyorsanız yayını alırsınız, alamıyorsanız mesaj aktarılamaz
kanalların âdâb algıları da farklı olabilir, kimsenin meşrebini benimsemek mecburiyetinde değilsiniz
âdâb sözle savunulabilir bir husus da değildir, gerek yok.
sadece tek ikaz: her sakallıyı dedeniz sanmayın, anlayıp anlamadığınızdan emin olmadan yorum yapmayın...
"kanatlı kanatsız" nedir, ordan ipucu yakalasaydınız bari... eskiden büyüklerin yanında çocuk sevilmezmiş. niye? niyesi yok.
mahçubiyetinden gebeliğini söyleyemeyenlerden bahsetsem mi? ehline bırakalım o işleri.
anlıyorsanız anlıyorsunuzdur, anlamıyorsanız anlamıyorsunuzdur, yanlış anlıyorsanız, yorumlarınız alakasız yerlere gider...
bağlamı algılamadığı için yadırgayanları anlıyorum da, saldırganlaşmanın lüzumu yok, kültürel konular bunlar, evrensel standardı yok
sözü bağlamından koparıp kendi zihninizdeki izdüşümüne göre bir yere yerleştirmeye çalışırsanız farkında olmadan çarpıtmış olabilirsiniz
"hayâ" rasyonel bir kavram değildir, kimin neden hayâ etmesi gerektiğinin bir izahı yoktur,
sizin düşünce dilinize çevrildiğinde kadını aşağılamak manasına gelebilir, çıplaklığı özgürlük, insanı bedeniyle özdeş görüyorsanız
benim edeb hususunda üslubum bu olmazdı, ama ecdaddan bunlara riayet edenler olduğunu da biliyorum, saygı duyuyorum. saldırganlığa gerek yok
"derin anlam"dan bahsetmiyoruz, algı farkından bahsediyoruz.
misal türkçedeki küfürlerin karşılığı japoncada yok, japoncaya çevirip söylesen, bir kısmının küfür olduğunu fark etmeyebilir
aynı görünen bir şey farklı kültürlere mensup kişilere çok farklı şeyler ifade edebilir
zırva değil çünki, başka bir dünyadan kesip seninkine yapıştırınca öyle görünüyor. önce ne anlatıldığını anla sonra ister kabul et ister red
ezcümle anlaşılamayanın anlatılamadığını tekrar tecrübe etmiş olduk, günü daha fazla ifsad etmenin lüzumu yok; yehdina ve yehdikümullah...
son olarak hikmet öğüt hanımefendinin isminin nereden geldiğini bir araştırıverin...
çıplaklık özgürlük konusunu kadını aşağılama meselesi için söyledim, anadolu standardı değil elbette, daha "damıtık" bir kültür
bazı şeyler yaşayarak görerek aktarılıyor, görmeyince kestirmek mümkün olmuyor, biz köydeki usulleri biliyoruz, bunları görmedik
bu adabı uygulanabilir bulmamak ayrı bir şey de "geri kafalı yobaz kadını aşağılıyor" diye ayaklanıp saldırıya geçecek bir şey yok
kimsenin kimsenin özel hayatına "müdahale" ettiği yok, nasihat da mı etmiyah?
savunduğu değerler arasında emr-i bil maruf nehyi anil münker olanların "özel hayata" müdahele iddiasıyla ortaya çıkması tuhaf
ne zorlama var ortada, ne hakaret. söz sana uyuyorsa sen de söze uyarsın, uymuyorsa uymazsın, heyecanlanacak bir şey yok...
rabbim bize hakkı hakk batılı batıl göstersin cümlemize hidayet etsin, kalplerimizi dininde birleştirsin, insaf, merhamet, iz'an bahşeylesin
edep anlayışlarının rasyonel izahı yok, muhakeme düzeyinde çözümlemek mümkün değil, o alana taşıyınca değişiyor
hoca belirli bir ortamın görgüsünden bahsediyor, o daireye mensup değilseniz, bağlantınız yoksa bağlayıcı değil
sözgelimi köyde ayıp olan bir şey şehirde değildir, şehirde ayıp olan köyde değildir, bir köyün ayıbı öbüründen farklı olabilir
köylerden birinin adetlerinin tasvir edilmesini, diğer köydekilerin aşağılama olarak görmesi gerekmez, farklılık denebilir
alışkanlığımız meseleleri evrensel olduğunu düşündüğümüz rasyonel zeminlere çekerek muhakeme etmek, ama tercümede anlam gidiyor
bu bir evrensel standart olarak dayatılmış olsaydı böyle düşünebilirdiniz. ama "bizde öyle değil" dışında bir denecek yok
*
maalesef inceliklere zamanımız yok,
sabrımız hiç yok. olmaya talip değiliz, anlamaya da... başarı hikayelerinde kaybolduk.
bizi biz yapan, başkasından farkımız, dünyamız, medinemiz o inceliklerden meydana geliyor
elin dünyasını öyle öğrendik ki kendi dünyamızı ne tahayyül edebiliyoruz ne tasavvur
kurmak, inşa etmek, yaşatmak elbette ki daha zor, nasibimiz varsa allah kolaylaştırır...
pekeyi savunduğumuz incelikleri kendi hayatımıza ne derece taşıyabiliyoruz? esas sual budur...


Müstağrib / tw


[ÖZge bir dünyadan haberler - hepsi ve daha fazlası için bkz: #müstağrib ]

din benim için çirkin ve sefil ne varsa onun diğer adıdır (zilliye zilletbegoviç) #müstağrib
ideal bir sistemde herkesin bireysel hayatında evrensel tabii hukukun değişmez ilkelerine göre yaşamasına izin verilecektir #müstağrib
evinizde özgür ve eşit yaşayabilirsiniz, kamu alanı sizin ideolojinize göre düzenlenemez #müstağrib
amerika gasshuukoku'da italyanca ve çincenin resmi dil olması için çalışmalarımız devam ediyor #müstağrib
geri kalmış iskandinav ülkelerinde aydınlanmanın yayılması için süratle kur'an kursları açılmalıdır #müstağrib
8'lik real yapılan gümüşün tamamı tespit edilerek arjantin'e iade edilmelidir #müstağrib
kızılderili soykırım tasarısı mecliste #müstağrib
aşırı radikal cizvitlere karşı mücadelemiz devam edecektir #müstağrib
asya birliği nükleer araştırma komisyonu sicili belli amerika gaşşûkoku'ya radyoaktif madde satışının yasaklanmasını istedi #müstağrib
insanî mimari kurulu batı ülkelerindeki ızgara planlı şehirleşmenin zararlarını ortaya koymak için çalışmalara başladı #müstağrib
Frengistan şöyle, Frengistan böyle, Frenklerin aklı gibi akıl olmaz derlerdi; bunlar Frengistan'ın ne semtine düşer cânım efendim #müstağrib
paris'te müsteşar-ı has-ı saltanat halet efendi medresesi merasim ve dualarla küşad olundu #müstağrib
sanayiyi devirerek çevrenin içine edenler bugün artık "bir daha devirirsek ne olalım, tövbeler olsun" demeye başlamıştır #müstağrib
keşmir'de yatırımlara başlayan iş bankası'nın yetkilileri "bunu bir iyilik olarak görmüyoruz, bu bir borcun ödenmesidir" dedi #müstağrib
rockafeller vakfı yetkilileri afrika'da kurdukları gıda tesislerinin tamamının mülkiyetini afrikalılara devredeceklerini açıkladı #müstağrib
bağdad sokaklarını her gün sakalıyla temizleyen hacı abdülkahhar bush gözyaşları içinde "yetmez ama evet" dedi #müstağrib
"hurufat-ı latiniye terakki-i maneviyeye mani midir?" #müstağrib
riyaziye dersinde eskiden faiz diye bir şey olduğunu öğrenen talebeler hayretten şoka girdi maarif vekaleti muallimleri ikaz etti #müstağrib
darülhilafe bu sene müellefe-i kulûb fonlarının, çaldıklarını iade edince zarurete düşen batılılara tahsis edileceğini açıkladı #müstağrib
ingiltere cumhurreisi raj patel iskoçiye emirliği ile dostane münasebetlerin devam edeceğini beyan eyledi #müstağrib
paris ağır ceza reisi, burka giymeyen memurelerin de adliyede çalışabileceğini, memlekette serbestlik olduğunu söyledi #müstağrib
devlet-i aliyye'ye iltihak talebini bildiren ispanya elçisi "bizim nemçelüden neyimiz eksik" dedi #müstağrib
paris ve roma terzileri ortak bir açıklamayla moda adı altında yaptıkları sömürü için özür dilediler #müstağrib
oxford üniversitesi talebelerin dünya ile temasını sağlayabilmek için türkçe tedrisata başlanacağını bildirdi #müstağrib
londra iskilipli atıf hoca medresesinden icazet alan hindli mollalar memleketlerine dualarla uğurlandı #müstağrib
dakota sioux islam cumhuriyeti, amerika gaşşukoku'ya nota verdi: kafamızı kızdırmayın sizi türkiye'ye şikayet ederiz... #müstağrib
dünya nüfus artışını dengeleme kongresi uzak güneydoğu türkistan bölgesinin başkenti şanhay'da toplandı #müstağrib
başvekil: "matruş gezmek her ne kadar tuhaf bir halet ise de kıyafet nizamnamesine sakal bıyık mecburiyeti eklenmeyecektir" #müstağrib
27 zilkade 1463 malazgirt zaferinin 1000. sene-i devriyesinin tes'idi içün hazırlıklar bütün süratiyle devam ediyor #müstağrib
bavyera islam cumhuriyeti cumhurreisi itikafa gireceğinden, ramazan-ı şerifin son on günü parlamentonun tatile gireceği açıklandı #müstağrib
ingiliz hafızlar, üsküdar usulü mü yoksa hicaz usulü tilavetin mi anglosaksonlar için daha uygun olduğunu müzakere ediyor #müstağrib
halife-i ruy-i zemin efendimiz andalucia ve sevilla isimlerinin endülüs ve işbiliyye olarak değiştirilmesini işaret buyurdular #müstağrib
bavyera islam cumhuriyetinde bütün kindergartenlerin kur'an kursuna çevrileceği açıklandı #müstağrib
sorbonne üniversitesi ismini sorbonne - nurettin topçu üniversitesi şeklinde değiştiriyor #müstağrib
françe vilayeti parlamentosu ihtilaf ettikleri hususlara dair bir istida ile bab-ı meşihatten görüş istedi #müstağrib
japonya i.c. başmüftüsü abudurrâ iwada gençlerin "bir lokma bir hırka" anlayışı konusunda türkiye'yi örnek almasını tavsiye etti #müstağrib
halife-i ruy-i zemin efendimiz, "bizim için garb meselesi yoktur, meselemiz allah'ın davetini herkese duyurmaktır" dedi #müstağrib
darülhilafe: "denizcilik ve ticarette islam aleminin gösterdiği muvaffakiyetten dolayı hamdediyoruz" #müstağrib
darülhilafe: "ihtiyaç ekonomisinin müsbet neticeleri bütün dünyada hissedilmeye başlamıştır" #müstağrib
darülhilafe: "hangi isim altında olursa olsun, ribaya asla müsamaha gösterilmeyecektir" #müstağrib


Rüya Matriksi / tw


rüyanın da çeşitleri var, hangi rüya?
hangi rüyanın tabire değer olduğunu anlamak bile bir uzmanlık gerektiriyor...
rüya bir noktada kesiliyor, hadiselerse sürekli; rüyaya geri dönemiyoruz, hadiselere ise istemesek de dönüyoruz
gerçeklik zaten bir inançtan ibaret, rüyanın gerçek olmadığına inanıyoruz, uyanınca, hadiselerden ölmeden uyanamıyoruz
delil ve ispat farklı şeyler, şüphe ile bilgi arasında zaruri basamak inanç, neye inanıyorsan senin için gerçek o
ötesi gayb perdesi...
dünyanın önemi bir taraftan kısa bir mola yeri kadar sınırlı, ahiretin tarlası olarak ise sınırsız
yevmü'l-hakk'a nisbetle yalan dolan; ama ucu o güne varıyor, o bakımdan gerçek...
gayb önemli bir kavram. yakîn de. gerçekliğin inşası iman ve amelle ilgili muhtemelen, allahu a'lem
fabrika ayarımız bu. "sağduyu" neyin gerçek olduğuna dair "sezgisel" bir seçim yapıyor, işler onun üzerinden yürüyor
ruhun ne olduğunu bilmeden bunların kesin cevaplarını bulmamız mümkün değil, ruh da bilemediğimiz bir şey
imtihan süresince bu dünyaya bağlanmış durumdayız, "kellimnî yâ humeyrâ" meselesini hatırlayabiliriz...
sidretü'l-münteha'ya kadar giden bile, vade erene kadar bir şekilde buraya dönüyor, irtibatı koparmıyor gibi, allahu a'lem
bu noktada "gözlerim uyur, kalbim uyumaz" meselesi de hatırlanabilir, ki mahiyetini bilemiyorum hiç...
bir tür matrix gibi, mikail as sistem yöneticisi, azrail as süresi dolanların bağlantısını kesiyor,

cebrail as sisteme dışarıdan veri aktarıyor, israfil as vakti gelince sistemi kapatacak. gibi... allahu a'lem...