recep tayyip erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
recep tayyip erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2014 Cumartesi

Melmeketin ahval-i siyasiyesine dair / tw


takip edemedim, tmmob partisini hangi gerekçeyle kapatmışlar? gerekçe "teknik" değil de siyasi ise tmmob ile aynı kulvarda yarışmışlar demek
ttb partisini de kapatacaklar mı? bence kapatmasınlar, mevzuat düzenlemesiyle meslek odalığından çıkarıp siyasi partiye dönüştürsünler
*
milletin vekilleri dayaklık da, asılları da az değil, silah zoruyla mı seçiyoruz bunları? hal-i pürmelalimizin vitrini...
*
seyit ali parkı forumu notları: ilçe dışından gelenler vardı, tuhaf tuhaf baktılar. iki çay içtim. fotoğraf çektim. olaysız dağıldım.
bildiğim kadarıyla antik yunandaki doğrudan demokrasiye sadece vatandaşlar katılıyordu, herkes değil...
arkadaşlar da böyle bir model üstünde çalışıyorlar anladığım kadar. çobanın oy vermesini engelleyemiyorsan forum da mı yapamıyorsun...
uyu güzel ülkem, parkokrasi geliyor...
*
galiba dün "x yapanlar bugün y yapıyor" dilinden "dün x yapılıyordu bugün y yapılıyor" diline geçsek, anlaşılabilirliğimiz artacak gibi...
*
ontolojik kriz kendi tavırlarından kaynaklanıyor, batıcı olsun, doğulu olsun mantığıyla nereye kadar?
sosyalizm eskisi kadar 'trendy' değil, faşizmi tercih etmelerine konjonktür izin vermez, marjinal olarak kalırlar
'sol' için krizden tek çıkış yolu bir an önce liberalizmi anlamaya başlamaya çalışma ihtimali üzerinde düşünmeye niyetlenmek
*
kim kime küfretti, kimler kavga etti, kime çaktılar ne oldu bitti ne biçim taymlayn la bu, yalan rüzgarının bile bi konusu vardı iyi kötü
ben söyliyim size, türkiye'de darbe oldu, aklıselim gelecek derken, aklı külliyen devirdiler. matrixokrasi geldi, uyu güzel halkım...
güzel sandık = açık oy, gizli sayım; sen hâlâ anlamadın mı? bkz: 1912, bkz: 1946
*
allah aşkına magazin siyasi konuları tenkid için bile gündeminize taşımayın, yayılmasın, gördüğünüz yerde kanalı değiştirin...
hüseyin çelik'in bahçeli hakkındaki beyanatı edeb hududunun aşılmasından daha ciddi bir arızaya işaret ediyor, uygun terim aklıma gelmedi...
başbakan hakkında irrasyonel bir hassasiyetle tenkidi hakaret olarak algılamak; farz edilen hakaret dozunu misli misli zamlı iade
kuluçkaya oturuyorsun vb. doğru laflar değil bunlar. bahçeli de söylüyorsa aynı hüküm onun için de geçerli
zaten tepki üslubuna, muhtevaya değil. hain demek de yanlış, bu ağır bir suçlama, somut delil ister, tabloya bakıp yorum çıkarılmaz
şeytanlar bağlı, ey oruç bağla bizi: ... arası ...na pala kuluçka şerefsiz olaylar olaylar siyasete gel vatandaş
melmekette balata mafiş...
*
bağzı çok bilmişlerin konuları ele alma tarzı, düşündürmeden çok şartlandırma esasına dayanıyor.
milyon defa sepeti unutmayacağız, zurnaya karşıyız deseniz, bunlar için de ayaklanacak birilerini bulabilirsiniz...
*
her şeyin rengi hızla değişiyordu, hangisi beyazdı bilemediler...
ya tahammül ya sefer, huzursuz bacak, kapalı erkek koğuşunda betona kafa atarken tespite alınıp 2-1 yapılan adamın yılan hikayesi...
*
ama onlar d. türkistan'a destek olmuyor diyen takoz kardeşim, sen mısır'a destek ol da, örnek ol madem. ki oluyorlar, seninkinden fazla...
*
bu görüşte gerçek payı var, sosyolojik tabanı olmadan büyük çaplı hareket başlatılamaz; komplo potansiyeli açığa çıkarır
yazıya tekrar baktım, bence "komplo yok" demiyor, komploya karşı komplo teorisinden çok sosyoloji işe yarar diyor gibi...
konu şu: hükumet komplo söylemiyle gaz oluşturmanın dışında, sosyolojiye yönelik tedbir de alıyor mu, alacak mı?
yoksa gerilimi seçim enerjisi üretmek için körükleyecek mi?
*
dalga geçmiyorum, fatih camiini bile engelli erişimi açısından uygun mu diye denetleyip ceza keserlerse şaşırmayın...
batının en hızlı kanun çıkaran hükumeti hiç duymadığınız, ne olduğunu anlamadığınız bir kavramı iki hafta içinde burnunuza dayayabilir...
*
yabancı gazetelere bakınca bizim memleketin gündemine gündem demiyorsunuz, düşün bir de hızına yetişemiyoruz, pes ettim... #direnmazharosman
*
bu suriyedeki, ıraktaki "bağzı" adamlara da türk densin veya bize de türkmen densin, yeter artık ya!
*
her yer silivri, her yer taarruz; gezi'den sap, silivri'ye varmadan üçüncü sol; taarruz geyik kebapçısı.
*
son dakika haberi, türk kültüründe çay bardağı teorisi, hemen şimdi kurdum, dakka oldu olmadı, taze taze, az sonra...
şimdi çayı karıştırıyorsun ya hacı, ya saat yönünde veya ters yönde mecbur. karıştır karıştır, oluyor sana ahenkli küçük bir girdapçık...
pat diye ters yönde karıştırmaya başlarsan ne olur? bir karmaşa, bir kaos... ta ki çay yeni yöne alışana kadar...

peki birileri bir yönde birileri diğer yönde karıştırıyorsa aynı çayı? ona da türkiye denir.

8 Ağustos 2014 Cuma

Hükumet Denen Merhem


1 - savaş kaçınılmaz değildir

Ekşi Sözlük, 9 Şubat 2003

"savaş kaçınılmaz mıdır, değil midir? kim kaçınabilir, kim kaçınamaz? fâil kimdir?" gibi suallerin cevapları düşünülmeden bir mana ifade etmez bu tartışma. savaş amerika için kaçınılmaz mıdır? olmayabilir, lakin amerika "suyumu kirletiyorsun" diyen kurdu oynamakta kararlıdır. savaş türkiye için kaçınılmaz mıdır? değildir, eğer ceremesini çekmeyi gözünüz kesiyorsa. savaş ırak için kaçınılmaz mıdır? söz konusu şartlarda kaçınılmazdır.

haşmetlû devletlû hükûmetimiz için kaçınılmaz mıdır? kimi kandırıyoruz? türkiye'de hangi hükûmet böyle bir konuda, diğer hükûmetlerden farklı bir tarz icrasına cür'et edebilmiştir? türkiye'de hangi hükûmet neye hükmedebilmiştir? hangisi muhalefette iken eleştirdiklerini iktidara gelince tekrarlama geleneğinden sıyrılabilmiştir? seçim yapılmadan önce de hangi parti seçilirse seçilsin sonucun değişmeyeceği bilinmiyor muydu? türkiye'de hükûmet denen merhemin hangi yaraya faydası görülmüştür ki? markası neyi değiştirir? keşke kimi istiyorsanız o başbakan olsa da bu savaştan kaçınabilse. var mı öyle biri?

kıymetlû medyamız nezdinde savaş kaçınılmaz mıdır? icra organları onlardansa kaçınılmazdır, değilse değildir. "vur abalıya"dır parola. nerede okuduğumu hatırlamıyorum, belki de sözlükte okudum: "kararsızlık yetim çocuk gibidir" diyordu "elini yıkamasa pis derler, yıkasa su harcadığından şikayet ederler". hükumet takla da atsa, ağzıyla kuş da tutsa doğuştan muhalif kitleye yaranamayacaktır. kazara savaşa girilmemiş olsa aynı koronun saddam aleyhinde sloganlarla birlikte, dostlarımız savaşıyor, biz niye savaşmıyoruz naralarına başlayacağından şüphe etmiyorum.

hükûmet? medya? kitleler? hadi canım, bırakın oyun oynamayı, al birini vur ötekine. evet savaş kaçınılmaz değildir, aşkolsun kaçınabilene.(sirkencubin, 09.02.2003 12:26)

(bkz: yok birbirimizden farkımız)(sirkencubin, 09.02.2003    12:29)

Not: Türkiye “kazara” savaşa giremedi, yalnız koro ne yazmıştı, onu hatırlamıyorum.

***

2 – Fe Eyne?

Ceride, 8 Ağustos 2014

Aradan geçen on küsur sene zarfında hükumet kavramına dair algımızda ciddi bir değişme olmuş. Bunda Reyiz’in vites düşürmeden, manevra yapmadan konuların üzerine gitmek itiyadındaki “kabadayı” karakteri kadar Cemaat’in lojistik desteğinin de payı var. İster istemez birkaç gün sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimine takılıyor, insanın aklı. Acaba Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını desteklememekle hata mı ediyorum? Sancılı bir sual bu. Acaba reflekslerime mi güvenmeliyim, muhakeme mi?

İyi siyasetçi nedir? Muhtemel hasarı hesaplamadan, dümdüz icraat yolunda yürümek başarı mıdır? Popülist politikalara boğulmuş bir memleket, yeni bir mütegallibe sınıfı, merkez sağ kabahatlerinin tevarüs edilmesi, dün Türkiye’nin yakasından silkelendiği söylenen ve “Eski Türkiye’nin” ve “vesayetin” temsilcisi sayılanların, bugün yer değiştirmesi (Reyiz’in manevra yapmadığını söylemekle hata ettik galiba, alışılmıştan daha geniş daireler çiziyor belki de), bilmediğini bilenlere danışmak zahmetinde bulunmayan bir idare, kadrosuzluktan kırılan bir kadrolaşma, bir “efsanenin” uzatılması uğruna yürütülen kutuplaştırma-konsolidasyon siyaseti, dökülen bir teorik altyapı (!), bir seri cinayetten kırık-dökük sağ çıkmayı başarmış bin yıllık bir kimliğin berhava edilmesi ihtimali (Reyiz’in dairelerinin nereye gittiğini kestirmek zor olabiliyor), bir takım zigzaglara, iniş çıkışlara, “oyunbozanlıklara” rağmen terk edilme emaresi göstermeyen bir “stratejik” yörünge (bazı daireler bir yere gitmiyor olabilir); listenin gittiği istikamet belli… Bardağın dolu tarafını da zikredelim ki, haksızlık olmasın; istikrar, kalkınma, bir takım ayak oyunlarına, komplolara rağmen nihayet muktedir olabilen bir siyaset…

Hayatın alışılmış nizamında akıp gittiği bir dönemde yapılacak bir hükumet seçimi olsaydı bu, bir bilanço çıkarma gayretinin bir mânâsı olabilirdi, hakkını yemeden yiğidi öldürebilirdik: başarılarınızdan dolayı teşekkür ederiz, lakin seyrüsefer tıkanık bir istikamete akıyor. Ama önümüze konan sual bambaşka. Cevap vermeye çalışmadan evvel, sualin kendisini de sorgulamak gerekiyor. Acaba icra kuvvetinin başı olacak bir devlet başkanı mı seçiyoruz, yoksa “tarihi bir dönüm noktasında, yeni Türkiye’nin liderini” mi seçiyoruz? Madem bu kadar tarihi bir şeyden bahsediyoruz, “büyük resim” için seçmemiz gereken ölçek “Türkiye ve dünya” olmalı, değil mi? Dünya haritası şeklinde bir yapboz üzerinde, Türkiye’nin yeri ve ehemmiyeti nedir? Karmaşık denklemlerden bir şeyleri koparıp alacak bir kudret, bir basiret görebilen var mı? Yeni bir Türkiye, bir liderin arkadan itmesiyle meydana gelebilir mi, yoksa öyle bir lider, bir çığı, bir seli doğru istikamete sevk edebilen bir lider midir; Türkiye’nin insan kaynağı böyle bir ihtimali işaret ediyor mu? Memlekette bir şeylerin değiştiği tartışılamaz, lakin bu değişimden çıkarılacak projeksiyonu –küçümsemeden ve abartmadan- doğru hesaplamak gerekiyor. Dahası “millî mücadelenin” muktedir figürünün –akabinde ve detayında- gerçekleştirebileceği “reformları” yutkunmadan kabullenip kabullenemeyeceğimize dair bir vizyonumuz var mı?


Kimseye bir şey teklif etmiyorum, aklımızı, vicdanımızı üst üste koyup kendi başımıza cevaplamamız gereken sualler bunlar. Şark meselesinin bitmediği açık, ama “rövanş” gününün gelip gelmediği aynı nisbette açık değil. Bu milletin mayasına itimad ediyorum. Allah hidayet, basiret ve nusret ihsan eylesin…

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Türkiye'nin Çelişen Dinamikleri ve Çatı Stratejisi


Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adayların arkasındaki iç ve dış dinamikler sonucu etkileyecektir. Bütün taraflar hakkında iddia edilen çeşitli dış etkiler var, lakin bunlar hakkında net konuşmak zor, ispatlanamıyor, komplo teorisi seviyesinde kalıyor. İç dinamikleri ise hem Türkiye'nin Batılılaşma süreci açısından, hem de son yıllardaki gelişmeler açısından okumak gerekiyor.

Ak Parti'nin ve bilhassa Başbakan'ın gittikçe yükselen oy oranları ve kazandığı destek, iç dinamikleri yakalamak konusunda bir başarıyı işaret ediyor. Ancak bu başarının arkasında bütünleştirici olmaktan ziyade, çatışmayı kullanan bir mantık var. Ekmeleddin Hoca alternatif olarak ortaya çıkmış olsa da, henüz pek de bir iç dinamik kazanamamış gibi duruyor. Hem “son anda” ortaya çıkması, hem de henüz net bir strateji geliştirememiş gibi durması Hoca’nın önündeki engeller. Çelişen dinamikleri aynı vektörde buluşturması zor, gerilimin kutbu olmadan aynı oranda enerji toplayamaz. Türkiye'nin temel gerilimi yerli olanla Batılı olan arasında ve AKP bunun rüzgârını iyi yakaladı. Ak Parti 12 yıllık icraatıyla iç dinamiklere hitap etmek konusunda avantajlı, CHP’nin söz konusu süreçlerin karşısında bir mevzie tutunması tabiî sayılabilir, fakat MHP de iktidara alternatif teşkil etmenin veya etkili bir muhalefetin yolunu bulamadı. MHP iç dinamik açısından AKP'nin elinde tuttuğu pozisyonu hedeflemeli, "karşısında" göründükçe güç kaybediyor. Ekmeleddin Hoca planının yumuşak karnı CHP tabanından gelebilecek tepki, Hoca da bu tabana hitap etmeye çalışıyormuş gibi duruyor, fakat bu şekilde MHP'nin durumuna düşmesi kaçınılmaz görünüyor, “karşının taksisi” olursa iç dinamiklere hitap edemez. Alternatif strateji ateşkes mutabakatı üzerinden bütün kesimleri dengeli bir duruma davet etmek olabilirdi, ama zaman sınırlı. Ateşkes mutabakatı entelektüellere bile kolayca izah edilemiyor, halka ulaşması çok zor. Pazar karışınca herkes kendi kabilesini tutuyor. AKP söylem itibariyle avantajlı durumda, ama bunu pratiğe dök(e)miyor. Başbakan konsolidasyon stratejisini enerjiye dönüştürme konusunda başarılı oldu, ama bu aynı zamanda balkon konuşmalarının iflası mânâsına geliyor. Buna mukabil Ekmeleddin Hoca'nın "silahı" veya farkı İslamcı kimliği idi. CHP tabanını yerinde tutma işini bizzat yapmaya çalışıp da bu özelliğini kaybederse, çatı stratejisi yatar.

Ekmeleddin Hoca'nın söylemi şöyle bir şey olabilirdi: “yeni bir Gezi olmayacak, çünki kimse ‘çapulcuları’ delirtmeyecek. ‘Paralel tehdit’ olmayacak, çünki liyakate değil kimliğe, kliğe dayalı kadrolaşma olmayacak. Bölücü terör olmayacak, çünki alt kimliklerle ortak kimliğin dengesi kurulacak”. Elbette bunları olumlu bir dille aktarmak ve AKP'nin "başarılarıyla, kazanımlarıyla" kavgaya girmemek de gerekiyor. Verilmesi gereken mesaj şu: “AKP Türkiye'nin normalleşmesi yönünde güçlü bir rüzgâr oluşturdu. Bunun geliştirilerek sürdürülmesi elzemdir. Prensipte AKP'nin haklı olduğu noktalar olsa da, uygulamada ciddi hatalar var. Bunların bir kısmı da bizzat Başbakan'ın üslubundan kaynaklanıyor. Normalleşme sürecinin yeni bir safhaya ulaşarak devamı için bu hataların gözden geçirilmesi yerinde olur. AKP iktidarı ülkenin bir kesimi için hâlâ güçlü bir mevkide ve bu yönüyle yıpranmamış bir iktidar görüntüsü verse de, yükselme trendinin korunmasının bedeli, ülkenin diğer bir kesiminin farklı bir mağduriyet algısına itilmiş olması. Mağduriyet algısı AKP'nin yelkenlerini şişiren bir rüzgârdı ve yeni mağduriyet algısı da uzun vadede kaosun tetikleyicisi olabilir”. MHP son on yılda gelişen süreçleri okumakta yetersiz kaldı ve haklı olduğu zaman bile kendini ifade edemedi. CHP ve MHP’nin son on yılda içine düştüğü vaziyeti aşmak, Ekmeleddin Hoca’nın sonuç alabilmesi için şart. Hoca doğru mesajı aktaramaz ve statüko bekçisi görüntüsü verirse, fazla bir şansı olmayacaktır diye düşünüyorum.


İslamcı siyaset pratik sebeplerden dolayı güçlü kartlara sahip, ama teoride devlet, millet, demokrasi, laiklik gibi konularda net bir vizyonu yok, bu açıdan iktidar olmaya hazırlıksız yakalandığı söylenebilir. Uygulamada da vizyon sıkıntısının getirdiği sıkıntılar sık sık karşımıza çıkıyor. Kalkınma konusunda halka hitap edebilen bir vizyona sahip olmak, memleketin sosyolojisini kucaklayabilmekten çok farklı. Keza vesayet sisteminden kaynaklanan meselelere dair bir farkındalık sahibi olmak da, bunları uzun vadeli, kalıcı stratejilere dayanarak çözümleyebilmekle aynı şey değil. Gerçek bir çatı stratejisi bütünleştirici olmalı, ülkenin temel sorunlarını sağlıklı bir şekilde izah etmeli. Ülkeyi bitmez tükenmez açmazlara mahkûm eden “İttihatçı” kafasının çözümü, her şeyi tavizlerle çözmeye çalışan “İtilafçı” zihniyeti olamaz. “İttihatçı” politikaları yeniden üretmek de olamaz. Son 12 yılda AKP iktidarı pek çok şeyi aştı, şimdi de kendisini aşması gerekiyor. Maalesef aldığı her tür desteği, bütün icraatlarının tasvibi ve tasdiki sayan bir iktidar söz konusu ve bu şekilde, kendini aşma ihtimali yok gibi. Ancak alternatif olmak iddiasıyla ortaya çıkacakların da durumu doğru okuması gerekiyor. Sorunların sebebi olan Jöntürk diktasının söylemini devam ettirmeye çalışmak geriye doğru bir adım olur ve yanlış olması bir yana, iç dinamikler açısından bütünleştirici olabilecek kadar yeterli miktarda alıcısı da olmayacaktır. Mevcut hata a takımı hegomonyasının b takımı hegomonyası ile aşılmaya çalışılması. Çare olarak gündeme gelen tavır ise, a takımı hegomonyasının restorasyonu gibi algılanıyor. Bu ise bir çözüm değil ve çatı siyaseti gerçekten çatı siyaseti olabilmek için meselenin temelini hedeflemeli. 

16 Haziran 2014 Pazartesi

ekmeleddin hoca'nın cb adaylığı ve akp'nin emanet oyları


akp oyları "akp'nin alternatifi ne" sualinin şekillendirdiği bir koalisyon manzarası arz ediyor. 2007'de ak parti oyları %30'lar civarında seyrediyordu. malum krizlerin ardından fırladı. akp politikalarını, tek adam tavrını, otoriter duruşu ve daha bir çok şeyi desteklemeyen, ama her şeye rağmen ak parti'yi karşısındaki alternatiflerden ehven gören, "denize düşen yılana sarılır" mantığıyla destekleyen bir grup var. anayasa değişikliği ile alakalı oylamada bu koalisyon azami seviyesini bulmuştu. ancak geçen zaman zarfında, başbakan aleyhindeki kanaatler güçlenmeye başladı. "akp'nin karşısındaki mevzii" dolduran "cunta" gibi "tek parti zihniyeti" gibi klasik faktörlere, gezi parkı olayları eklendi, cemaat-parti çekişmesinde, cemaate atfedilen "devlet-millet aleyhtarı" hareketler bunlara eklendi ve "ak parti'nin ak parti'den rahatsız seçmeni" arasında fazla bir çözülme yaşanmadı, zira "bunlar gitsin de şunlar mı gelsin" suali kabak gibi ortada durmaktaydı. başbakan'ı sevmeyen bir sürü kişi var, bunların bir kısmı chp'den daha fazla rahatsız oldukları için yine de başbakan'a oy veriyorlar. bu konu ile ilgili bir saha araştırmasına rastlamadım hiç, dolayısıyla sayıları, nisbetleri belli değil, neticeyi ne kadar etkileyecekleri belli değil, ama böyle bir grup mevcut.

ekmeleddin ihsanoğlu cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olarak başbakan'ın karşısına çıkarsa ne olur? bunu kestirmek kolay değil, ama ilk defa karşımıza çıkan bir durum sözkonusu: ilk defa akp'nin karşısına "akp ile aynı türden" bir alternatif çıkıyor. bu yenilik netice üzerinde etkili olabilir. "ekmeleddin hoca seçimi alır" demek abartılı belki, ama "başbakan'ın karşısında hiç şansı yok" demek de abartılı. bekleyip görmek gerekiyor.

ekmeleddin hoca için en büyük handikap, mısırdaki darbe sırasındaki "pasif" duruşu, "darbe ve sisi taraftarı" bir görüntü vermiş olması kanaatindeyim. diğer taraftan başbakan için de ucunun nereye varacağı belli olmayan bir açılım handikapı var. daha önceki dönemde başbakan'ın açılımı "aslen mhp'li olan akp seçmeni" tarafından bile tahminin üzerinde bir destek gördü, ama son zamanlardaki hadiseler,  bayrağın indirilmesi meselesi (komplo teorisyenliğini ele alırsak bunun seçim için bir hazırlık olduğunu bile üfürebiliriz), teröristlerin yol kesmesi, adam kaçırması, gaspta bulunması, birilerinin "kck kimliği" ile araç durdurup kontrol yapması gibi meseleler bu konuda yeni tereddütler doğmasına sebep olabilir.

diğer bir fark da başbakan seçmekle cumhurbaşkanı seçmek arasındaki fark. akp'nin anayasa oylamasında aldığı yüksek desteğin, bu oylamanın hükumet belirleyecek bir oylama olmamasıyla da açıklayabiliriz. aynı durum cumhurbaşkanlığı seçiminde de kısmen de olsa var. chp'ye ve mhp'ye oy vermek istemeyenler, chp ve mhp'nin desteklediği cumhurbaşkanı adayına oy vermekle, chp veya mhp'ye oy vermiş olmayacaklar. cumhurbaşkanlığı nisbeten sembolik bir görev ve bu makama oturacak kişinin "işini bilen, becerikli, güçlü biri" imajı taşıması da başbakanlık seçimindeki kadar ön planda olmayacaktır. aksine "mülayim, uzlaştırıcı" bir imajın olumlu etkisi de olabilir. ekmeleddin hoca başbakanlık seçimi için başbakan'ın karşısına çıkmış olsaydı, gerçekten şansı olmazdı; ama "abdullah gül tarzının" devamını tercih edenler, cumhurbaşkanlığının fiilen başkanlık halini almasını istemeyenler destekleyebilirler.


ak parti'nin gerçekten başbakan'a inanan kemik bir seçmen kitlesi var, lakin bu partiye oy verenler bunlardan ibaret değil. nisbeti belli olmasa da belli bir emanet oy sözkonusu ve ekmeleddin ihsanoğlu, başbakan'a her seferinde -ne hikmetse başbakan tarafından hiç fark edilmeyen, önemsenmeyen- bir muhalefet şerhi koyarak oy verenler için uygun bir seçenek olabilir. anayasa mahkemesine inat başbakan'ı destekleyenler, başbakan'a inat ekmeleddin hocayı destekleyebilir, bu ihtimali göz önünde bulundurmak yerinde olur.