çözüm süreci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çözüm süreci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2015 Salı

Koalisyon Meselesi


Ak Parti ve MHP'nin birbirine mecbur olduğunu, bilmem fark eden var mı? MHP'nin "kazandığı" oylar, daha önce Ak Parti'ye verilen Ülkücü oylarının bir kısmı. Bunun gerisi de var. Muhtemel bir erken seçimde Ak Parti'nin %40'ın da altına inmeyeceğinin bir garantisi yok. Diğer taraftan Ülkücü oylarının 2002'de MHP'yi meclisin dışında bıraktığını da hatırlamak da lazım. Hata yapan gider.

Anayasa meselesi uzun süredir olduğu gibi sürüncemede bırakılabilirdi ve bu seçimler de bu kadar kritik bir manzara arz etmeyebilirdi. Lakin sayın Cumhurbaşkanı'nın başkanlık sistemi ısrarı, anayasa değişikliğini önümüzdeki gündem haline getirdi. Diğer taraftan çözüm süreci denen hadisenin vardığı nokta ve konuyla ilgili beklentiler de konuyu gündeme çivilemiş oldu. Bir önceki seçime nazaran bu seçimde görülen fark da esas itibariyle bu konudan kaynaklanıyor. Önümüzdeki tabloyu doğru okumamız gerekiyor.

Seçim neticesi bir hükûmet krizini kucağımıza bıraktı ve krizin çözüm şekli de seçimin etrafında döndüğü konuyu nasıl okuduğumuzla alakalı olsa gerektir. Ayrılıkçı kanat kartlarını açtı, koparacağını kopardı. Ak Parti'nin bu istikamette daha fazla oy kaybetmesi muhtemel görünmüyor. Meselenin hallini ayrılıkçılara taviz vermekte görür ve o yönde adım atarsa, daha fazla Ülkücü oyunu kaybedeceği ise aşikar. Diğer taraftan Ak Parti iyi niyet gösterip MHP'ye doğru bir adım atar da, MHP buna makul karşılık vermezse, hem Ak Parti'yi ayrılıkçı istikamete itmiş, hem de hükûmet krizinin çözümüne katkıda bulunmamış olur. Bu durumda da faturanın MHP'ye kesilmesi ve erken seçimde kazandığından daha fazlasını kaybetmesi ihtimali gündeme gelebilir.

Uzun lafın kısası, her iki partinin de takkeyi önüne koyup düşünmesi; mesele çıkarmaktan çok, mesele çözmeye odaklanması faydalı olacaktır kanaatindeyim. 

20 Aralık 2014 Cumartesi

Ulusal çıkar veya çıkmaz / tw


şu ulusal çıkar kavramının türk devlet felsefesiyle n'alakası var, onu da bir ara incelemek lazım... hakim olmak mı, hâdim olmak mı?
ben kârıma bakarım kafası batılı ve seküler bir kafadır. bununla ülke belki "başarılı" olur, ama "türkiye" olmaktan çıkar, gavurumsu bş olur
öyle bir şey demedim :) ama fırsattan faydalanmakla fırsatçılık arasında fark var, o kelime olmamış :)
türkiye'nin dış politikası doğru mu yanlış mı onu bilecek kadar konuya hakim değilim, ama mantığı doğruydu
ayrıca her zaman hesap tutmayabilir, yola çıkarsınız yenmek kadar yenilmek de vardır; risk almadan anadolu'yu da alamazdık
doğru olanı yapmak gerektiğinde, hesap yapabilirsiniz, ama basit hesaplar yapamazsınız,
mesela hacizi göze almazsınız, ama yüklü bir fatura ödemeyi göze alabilirsiniz
ulusal çıkar bizim işimiz değil derken kastım şu: "bizim insanımız" 76 milyondan ibaret değil,
bizim hedefimiz para vb.den ibaret değil. devletin hedefi adaleti tesis etmek. bu adaletin ilgi alanı bütün dünya...
bu uğurda sonunda devleti de yıktıracak badirelere gözü kapalı dalmak doğru değil elbet, ama mesela bir anlaşma kaçacak,
bilmem kaç dolarlık ihale gidecek, çok masraf olacak vb sebeplerle duruştan taviz verilirse, devletin varlık sebebiyle çelişir
rasyonel bir politika yürütmek ayrı, bu politikanın temel hedefleri, ekseni belirlenirken ortaya konan vizyon ayrı
elbette :) taş atarsan kolun yorulur, icraat yapan herkesin hatası olur, oturduğu yerden eleştirmek çok kolay
taktik basit, her şeye itiraz et, hükumet haklı çıkarsa ıslık çal, haksız çıkarsa tepesine bin, yaygarayı bas :)
türkiye'nin eli zayıf, ittifaksız iş yapmak mümkün değil, ittifakla da nereye kadar... hesaplar değişiyor, manzara ters dönüyor
konjonktürden faydalanıp açılıma giriştiler, denizin ortasında yelken ters döndü. ya hiç yola çıkmayacaksın ya katlanacaksın
rüzgara güvenemezsin, ama garantici olmak için yerinden kımıldamaman lazım. hesap tutmadı, özeleştiri şart elbette;
ama bütün bütün zararda olmadığımızı düşünüyorum, en azından hadiseleri başka gözle de görebilmeye başladık...
sorunun liyakatsizlik olduğunu düşünmüyorum, daha büyük ölçekli bir şey, orada kim olsa netice değişmeyecketi tahminim
evet, bizde eleştiri genelde kasıtlı yapıldığından olumlusunu ayıramıyor kimse
açılım derken kürt açılımdan bahsetmiyordum, dış politikada hamle vaziyeti almaktan bahsediyorum
açılım hükumetin en net yanlışı, savunacak bir şey yok, reformların hepsini eleştirenleri haklı bulmuyorum, lakin
lakin terör örgütünün muhatap alınması ve sözkonusu olmayacak meselelerin gündeme getirilmesi ciddi hata
kırmızı çizgileri değiştirmeyecek olsan bile değişebileceği beklentisini yükseltiyorsun iş ilerledikçe, vahim
ne verilecekse örgütü muhatap almadan verilmeli elbette. bunun dışında verilmesi gereken var, verilmemesi gereken var...
anayasal statünün özerklikten çok farkı yok, mantık aynı...
bin yıldır bu ülkede bütün müslümanlar tek bir çeşit vatandaştır. bunu değiştireceksen her etnisiteye ayrı ayrı haklar vermelisn
türklerin bir statüsü yok, ama varmış gibi davranıp başkalarına statü icat edilmeye çalışılıyor, üstelik herkese bile değil
"balkanlardan boşnaklardan gelenler" gelmesin diye bas bas bağırıyor adamlar
farklı vatandaşlık tipleri tanımlarsan husumeti körüklersin, işleri karmakarışık edersin. anayasada "türk" yok, niye kürt olsun?
kürt olacaksa türk de olsun, zaza da olsun, boşnak arnavut çerkez vs vs vs hepsi olsun, niye sadece kürt? silaha ödül?
kafa karışıklığının sebebi türk kelimesinin iki ayrı anlamda kullanılması, ama anayasanın mantığındaki türk, türk değil,
anayasanın mantığındaki türk kelimesi osmanlı kelimesi ile eşanlamlı. osmanlı dememek için türk diyor adamlar
anayasadaki tek çeşit vatandaşlık oğuz aslından gelenleri esas alıp ötekileri yok saymıyor, herkes için, bütün müslümanlar için
türklerin hakim unsur olması diye bir şey yok, türkler kurucu unsur, ama bunun türklere bir getirisi yok, sadece hasbelkader,
ülkenin adı türkiye ve resmi dil türkçe. bu kadar. çerçeve bu. istiklal harbindeki beyanatlar vb de hep bu yönde mesela
misal mübadelede ortodoks türkler gönderildi, müslüman rumlar bırakıldı. lozandaki vatandaşlık tanımı da müslümanlık üzerinden
mış gibi yapmak falan yok, sadece kafa karıştıran bir terim sorunu var. türk geçen her yere osmanlı yazsak herkes rahatlayacak
hukuki-siyasi sistemde türklerin ayrı bir yeri yok, bir statüsü yok, hiçbir şeyi yok ki, başkasına ne vereceksin?
eğer bir etnik kökene sahip olmak siyasi hukuki alanda ifadesi gereken haklar getiriyorsa, elvan abeylegese için bile bir tanım.
birine ver diğerine verme, var mı öyle bir şey. o zaman çıkacak nizayı husumeti hesap edebiliyor musun?
kürt mahkum kürtçe savunma hakkı isteyecek mesela, avukat zazaca savunma yapmak isteyecek, hakim arnavutça...
tek tek 72,5 vatandaş türünün haklarını birbirine denk olmasını gözeterek belirlemeye çalışacaksın yine de memnun olmayacakkimse
kültürel haklarını verirsin herkesin, ama kültürel konuları siyasi-hukuki sistem için temel haline getirmezsin
mahkum türkçe bilmiyorsa tercüman temin eder savunma vermesini sağlarsın, kürtçeyi ikinci bir resmi dil haline getirmen gerekmez
niye o adam kamu alanında kendi dilini kullanamasın ki? :) hadi onu vermedik diyelim, en azından arnavutça, adigece vb savunma
her mahkemede her dilden tercüman mı bulunduracaksın? adam türkçe bildiği halde inadından arnavutça savunmak isterse?
adamların herhangi bir dilde savunma yapabilmesi başka bir şey, bu dilin resmi dil sayılması başka bir şey
kürtçeyi ikinci resmi dil haline getirirsen mahkemeyi kürtçe yürütmeyi de istememeleri için bir sebep kalıyor mu?
kimsenin kürtçe savunma vermesine karşı değilim, ama bunu bir resmi dil statüsü üstünden yapılması yanlış
türkçe bu ülkede ortak dil, defacto durum bu, türklerin ekstra bir hakka sahip olması manasına gelmiyor
tamam işte kültürel haklarını ver, anayasal statüyü karıştırma. anayasal statünün boyutları senin dediğinden fazla
yahu dil bilmeyene başka dilde hizmet sağlamakla, ikinci resmi dilin ne alakası var?
iki ayrı vatandaşlık türü tanımladığın anda yapısal olarak özerkliği vermiş oluyorsun zaten,

dilin kullanılmasını kısıtlamak başka bir şey, kullanımını resmi dil şeklinde kurgulamak başka bir şey.

16 Haziran 2014 Pazartesi

ekmeleddin hoca'nın cb adaylığı ve akp'nin emanet oyları


akp oyları "akp'nin alternatifi ne" sualinin şekillendirdiği bir koalisyon manzarası arz ediyor. 2007'de ak parti oyları %30'lar civarında seyrediyordu. malum krizlerin ardından fırladı. akp politikalarını, tek adam tavrını, otoriter duruşu ve daha bir çok şeyi desteklemeyen, ama her şeye rağmen ak parti'yi karşısındaki alternatiflerden ehven gören, "denize düşen yılana sarılır" mantığıyla destekleyen bir grup var. anayasa değişikliği ile alakalı oylamada bu koalisyon azami seviyesini bulmuştu. ancak geçen zaman zarfında, başbakan aleyhindeki kanaatler güçlenmeye başladı. "akp'nin karşısındaki mevzii" dolduran "cunta" gibi "tek parti zihniyeti" gibi klasik faktörlere, gezi parkı olayları eklendi, cemaat-parti çekişmesinde, cemaate atfedilen "devlet-millet aleyhtarı" hareketler bunlara eklendi ve "ak parti'nin ak parti'den rahatsız seçmeni" arasında fazla bir çözülme yaşanmadı, zira "bunlar gitsin de şunlar mı gelsin" suali kabak gibi ortada durmaktaydı. başbakan'ı sevmeyen bir sürü kişi var, bunların bir kısmı chp'den daha fazla rahatsız oldukları için yine de başbakan'a oy veriyorlar. bu konu ile ilgili bir saha araştırmasına rastlamadım hiç, dolayısıyla sayıları, nisbetleri belli değil, neticeyi ne kadar etkileyecekleri belli değil, ama böyle bir grup mevcut.

ekmeleddin ihsanoğlu cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olarak başbakan'ın karşısına çıkarsa ne olur? bunu kestirmek kolay değil, ama ilk defa karşımıza çıkan bir durum sözkonusu: ilk defa akp'nin karşısına "akp ile aynı türden" bir alternatif çıkıyor. bu yenilik netice üzerinde etkili olabilir. "ekmeleddin hoca seçimi alır" demek abartılı belki, ama "başbakan'ın karşısında hiç şansı yok" demek de abartılı. bekleyip görmek gerekiyor.

ekmeleddin hoca için en büyük handikap, mısırdaki darbe sırasındaki "pasif" duruşu, "darbe ve sisi taraftarı" bir görüntü vermiş olması kanaatindeyim. diğer taraftan başbakan için de ucunun nereye varacağı belli olmayan bir açılım handikapı var. daha önceki dönemde başbakan'ın açılımı "aslen mhp'li olan akp seçmeni" tarafından bile tahminin üzerinde bir destek gördü, ama son zamanlardaki hadiseler,  bayrağın indirilmesi meselesi (komplo teorisyenliğini ele alırsak bunun seçim için bir hazırlık olduğunu bile üfürebiliriz), teröristlerin yol kesmesi, adam kaçırması, gaspta bulunması, birilerinin "kck kimliği" ile araç durdurup kontrol yapması gibi meseleler bu konuda yeni tereddütler doğmasına sebep olabilir.

diğer bir fark da başbakan seçmekle cumhurbaşkanı seçmek arasındaki fark. akp'nin anayasa oylamasında aldığı yüksek desteğin, bu oylamanın hükumet belirleyecek bir oylama olmamasıyla da açıklayabiliriz. aynı durum cumhurbaşkanlığı seçiminde de kısmen de olsa var. chp'ye ve mhp'ye oy vermek istemeyenler, chp ve mhp'nin desteklediği cumhurbaşkanı adayına oy vermekle, chp veya mhp'ye oy vermiş olmayacaklar. cumhurbaşkanlığı nisbeten sembolik bir görev ve bu makama oturacak kişinin "işini bilen, becerikli, güçlü biri" imajı taşıması da başbakanlık seçimindeki kadar ön planda olmayacaktır. aksine "mülayim, uzlaştırıcı" bir imajın olumlu etkisi de olabilir. ekmeleddin hoca başbakanlık seçimi için başbakan'ın karşısına çıkmış olsaydı, gerçekten şansı olmazdı; ama "abdullah gül tarzının" devamını tercih edenler, cumhurbaşkanlığının fiilen başkanlık halini almasını istemeyenler destekleyebilirler.


ak parti'nin gerçekten başbakan'a inanan kemik bir seçmen kitlesi var, lakin bu partiye oy verenler bunlardan ibaret değil. nisbeti belli olmasa da belli bir emanet oy sözkonusu ve ekmeleddin ihsanoğlu, başbakan'a her seferinde -ne hikmetse başbakan tarafından hiç fark edilmeyen, önemsenmeyen- bir muhalefet şerhi koyarak oy verenler için uygun bir seçenek olabilir. anayasa mahkemesine inat başbakan'ı destekleyenler, başbakan'a inat ekmeleddin hocayı destekleyebilir, bu ihtimali göz önünde bulundurmak yerinde olur.

18 Mayıs 2013 Cumartesi

Etnik köken, devlet, millet, siyaset / tw


madem cesurca her şeyi konuşmak gerektiği söyleniyor, kürt sorununun farklı bir yönü de gündeme gelmeli. kürt sorunu kimine göre kürtlerin sorunları anlamında, kimine göre ise kürtler sorun demeye geliyor. meselenin bu yönü sadece forumlarda iç güdüleriyle yazani bir takım mahluklar tarafından dile getiriyor, ciddi ciddi bir şeyler konuşanlar oralara pek girmiyor. kürtler kelimesiyle genellemeye inanmıyorum ama bir "haşarat" var...
*
börkünü eğ kaşına, yenlerini ört yüzüne, sessiz sedasız ağla. sen türksün sana bir şey olmaz... devletine sahip çık, tüyü bitmedik yetime, aça, çıplağa, mazluma sahip çık. eğme kaşını, her ne hal olsa mevlandan hediyedir, senin payındır. itin sahibi varsa, kurdun hüdası var...
ölmezsin demedim gözüm, "bir şey olmaz" dedim, ölünecekse ölürüz, ha yemen, ha kandil; ertuğrul'un ocağı sönmesin tek... @ihtilalll
*
sadi somuncuoğlu: "Terör tepenize çıkmış, siz “müzakereci demokrasi” arayışına çıkacaksınız. Dünyada benzerini bulamazsınız. ... " >>> sadi somuncuoğlu: "... Her ülke önce terörü yener, teslim alır. Sonra görüşür. Egemenliğinin pazarlığını yapmaz" amenna. lakin, ... lakin egemenliğin tapusu ve etnisite konusunu biraz düşünmek gerek. egemenliğin "etnik gruplar" üzerinden bölünmüş ifadesi yanlış. vatandaş = hakimiyetin ortağı. bunu etnik etiketlerle parçalamak hatalı. lakin "vatandaş = türk" ifadesi kafa karıştırıyor
ittihatçı tavır hatalı, etnik kimlikler yokmuş gibi davranmak bir şeyi kurtarmıyor. itilafçı tavır da hatalı, etnik kimliklere siyasi hukuki tavizler vermek de bir şeyi kurtarmıyor. siyasi-hukuki alanla etnik alanı birbirinden net olarak ayırmak gerek. iki taraf da bunu yapmadığı için aslında aynı şeyi yapmış oluyorlar.
türk kelimesini "etnik" anlamından ayrı ortak siyasi hukuki kimliğin adı olarak kullanmak aslında çok doğru ya da çok yanlış değil. lakin türk kelimesinin iki ayrı anlamda kullanılması kafa karışıklığı meydana getiriyor, "türk aslından gelmeyenler hakimiyete ortak değil, ikinci sınıf vatandaş" algısı oluşturabiliyor, bölücülere malzeme veriyor.
diğer husus: " Devlet bir defa kurulur. Tekrar kurulması, ancak yıkıldıktan sonra olur" amenna. lakin bir mühim soru da şu: "1923 öncesine" ne garezimiz var? türkiye devletinin kuruluş tarihi: 1040! 1923 değil.
*
bitmeyen şarkı örnekleri, arı masalı: "... demekle olmaz ki", 'kürt sorunu': " ... çözülmez ki"
sorunu tanımlayan kimse, çözümü belirleme tekelini de elinde bulundurmuş oluyor, ağzınızla kuş tutsanız faydası yok... kürt sorunu: dediğim şeyler yapılmazsa -mantıken- çözülmesine imkan bulunmayan sorun (dedirten başlık :P ) tespit değil çünki, kafada kurgulanmış bir şey; bir çeşit kazandibi (tilki tilki saat kaç) oyunu... silkeleyince altından 'türk sorunu' çıkıyor: türkler orta asya'ya defedilmeden çözülemeyen sorun. (şark meselesini hatırlayan var mı?) filistin sorunu, makedonya sorunu, arnavutluk sorunu; dönüp okumak lazım, yüz senedir aynı zihin koordinatlarında dolanıp duruyoruz. çocukken arı masalını "allah bir" diyerek durduruyorduk; çözülme sorunu olan sorun için de "devlet bir" demek lazım (müdür bu, buna konuş:P)
coğrafyaLAR DEĞİL, tek bir coğrafya ve tek bir sorun var, biz osmanlıyken adı şark sorunuydu,  kültürel farklardan siyasi "sorunlar" üreterek bizi önce zihnimizden böldüler. bizim sorunlarımız değil, biz onların sorunuyuz. ortadan kaldırmaktan ziyade güçlenmesini, kontrolden çıkmasını engellemek, kullanmak, köleleştirmek, sahayı tam verimli sömürmek...  farklı kaynaklar ve dinamikler var, türkleri orta asya'ya sürmek daha çok churchill kafası, nisbeten demode. ingiliz siyaseti: ölmesin-onmasın. amerikan siyaseti: semirt, sömür bkz: marshall yardımı vs bir de siyon mevzusu var... 1901 sultan abdülhamid'in e. karasu'yu sepetlemesi 1902-3 makedonya'da isyan 1905 i. terakki'nin kuruluşu 1908 s. a.hamid'in hal'i
*
bayan kışanak bana istediği kadar türk kökenli diyebilir, yalnız ne içtiyse ben de istiyorum
*
bu adamlar hiç filim de mi seyretmiyorlar, hey adamım biz teröristlerle pazarlık etmeyiz... :P
*
apo'ya ev hapsi gibi bir şey vaki olursa, sayın hükumetimize beddua edeceğim, bilgilerinize arz ederim sayın cumhurbaşkanım @cbabdullahgul
*
bıktım bu mış gibi yapmalardan, ne rezil bir şeydir bu siyaset, kimse meramını dümdüz söylemiyor, kavramların etrafında gölge boksu yapıyor. kürt sorunu ne kardeşim? gel bir net tanım yap ki, ölçelim biçelim kaç arşın kaç kulaç... sorun senin gevelediklerinse, çözülmesin zaten. gevelediklerin sorun değil. sorun dediğin çözüm, çözüm dediğin asıl sorun. sorun sensin, bi çözül git mümkünse...
ne kadar vahim bir bakış açısı: Şahin Alpay : Leyla Zana'ya kulak verin! - bit.ly/KPs8Lz @zamancomtr devlet pes etsin yani, suçluyu serbest bıraksın, suçu artık suç saymasın; terörün taleplerini kabul etsin yani, öyle mi? akan kan duracakmış… böyle durursa, bugüne kadar akan bütün kan, boşuna akmış olacak. devletin temeline dinamit, köküne kibrit suyu, bu mu yani barış? sınır içinde yeni sınır çizilecek, millet kimlik kimlik bölünecek, devlet içre devletçikler olacak öyle mi? vallahi razı değiliz... üsküp, selanik, halep, kerkük yemen hangi pahaya gittiyse, diyarbakır da o pahaya gider, kan akacaksa akar, malazgirt'e sakarya'ya eklenir. önce bir hiza istikamet tayin edelim, sonra konuşalım, yazalım. hiza dışı söze karnımız tok, hiza bozulursa çelik çekirdek konuşur. kimse kendini kandırmasın, evirip çevirmesin, lafı eğip bükmesin; zırvaladığınız şekilde bir sorun da yok, öyle bir çözüm de yok. "peköke" öyle inerse dağdan, biz dağa çıkarız; kan yine durmaz.
*
yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.ph… - Seçimli ders olarak Kürtçe, Zazaca ve diğerleri - Ümit ÖZDAĞ -> kısmen katıldığım kısmen katılmadığım bir yazı. "Kürtçe seçmeli dersi bir süre sonra Kürtçe eğitimin bölgesel olarak başlaması izleyecektir" acaba? bunu bilmiyoruz, tahmin veya zan... slippery slope/ kaygan meyil argümanı sorunlu bir argümandır. "şuna izin vermek aslında iyi ama ona verirsek buna da vermek zorunda kalabiliriz, o zaman kötü olur" şeklinde bir düşünce. haklılık payı da vardır, ama saçmalamaya abartmaya müsaittir, sınırı nereden çekeceğinizi bilemezsiniz. laik depresiflerin, "başörtüsüne izin verirsek yarın bunlar açıkları okula almaz" paranoyası gibi, mesela... 1) "Kürtçe seçmeli dersi" 2) "Önce askeri yönetim tarafından konulan Kürtçe kaset, gazete, kitap üzerindeki yasaklar kaldırıldı. >> Bu zaten 12 Eylül sonrasında Kürtçe konuşmanın yasaklanması gibi gereksiz bir yasaktı ve Kürtçülüğe provokasyon imkanı veriyordu" 1'deki konuyu da 2'deki bağlamda değerlendirebilirdi, ümit özdağ; neden öyle yapmayı tercih ettiğini anlayamadım
diğer taraftan "AKP Hükümetinin Türkiye’yi getirdiği nokta demek ki, Diyarbakır’da resmi binalarda Türk Bayrağının asılamaması" burası mühim. şehrin girişindeki hoşgeldiniz levhasında bir sürü farklı dil var. aslında dert değil ama "çaktırmadan quebec modeli" olması çok vahim. başbakana hoşgeldiniz pankartı asıyorlar, kürtçesi var, zazacası var, türkçesi yok. tavır koymaktır bu, hiç hoş değil. ben senin resmi dilini tanımıyorum demektir, senin resmi sıfatını da tanımıyorum demektir, hoşgeldin değil, s. git demektir. sistemin kürtlere zultmetmesine karşı çıkmak, bu terbiyesizliği hazmetmek manasına gelmemeli. hak aramak, adalet aramak, huzur aramak değil bunlar, art niyetli hareketler. güç yoklaması, ne kadar şımarabiliriz konulu bir iskandil... uyanık olmak gerek, çizgiyi korumak gerek. ne ifrat ne tefrit; ne zulmedilsin, ne de şaki, baği tayfasına yüz verilsin.
*
herkesin dilinde bir çözüm; neyi çözecekmişiz, bir de onu söyleseler... her kafadan başka ses çıkıyor, böyle bir kör dövüşü olur mu? akli melekelerimiz felç olmuş, muhakeme diye bir şey yok...
Şahin Alpay : PKK şiddetini ancak Kürtler bitirebilir - bit.ly/MlEVXY @zamancomtr
"Öcalan'ın tecridine son verilmesi" sahi bu adamı niye hapsettik ki biz? madalya takmamız lazım değil miydi? nobel barış ödülü versek hatta…
"Karayılan "Karakollara saldırı planımız yok, barış istiyoruz..." derken, bu saldırıyı kim tezgâhlamış olabilir?" saldırıyı karayılan tezgahlamış olamaz di mi, delikanlı çocuk, yapmaz öyle şey...
"Kürtlerin kimlikleriyle ilgili bütün haklı taleplerinin karşılanması için" kimlik? hak? talep? tabii tanımladık hepsini, mutabıkız, çok güzeliz, kimse bizi durduramaz...
"iktidar partisine destek vermeli. Başbakan Erdoğan, "Bizim için esas olan özgürlüktür, esas olan barıştır, dayanışmadır... Hak, hukuk ..." iki hafta önce tukaka değil miydi başbakan, şimdi nasıl ümidimiz oldu?
"Kürtlerin davasına saldırı" hmmm, birisi birisinin davasına saldırmış, en çok ben bildim...
merak ediyorum, bütün bunların türkiye'nin suriye'ye girmesi-girmemesi meselesiyle bir ilgisi olabileceğini yazan çıkacak mı?
"olaylar rusya'da geçiyordu" woody allen
konudan konuya atlıyoruz, yeşiltaş ve düşürülen uçak meseleleri ayrı ayrı konular değil. resme bakmadan detayları anlamak zor...
şöyle baştan bir toparlayalım filmi: sene 1876, mevsim ilkbahar...
*
yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.ph… doğruyu bilip, doğruyu söylemek Sadi SOMUNCUOĞLU yeniçağ
1) 600 yıl boyunca bütün dış yazışmalar tek dilde mi yapıldı? 2) memurların türkçe bilme mecburiyeti 1876'dan önce nasıldı? 3) askeri olmayan görevleri kim yapıyordu? halkla muamelede hangi dil kullanılıyordu? 4) osmanlı deyince tek bir sistem mi anlamak gerek?
sanki başbakanın aktardıklarıyla sadi bey'in verdiği bilgiler çelişmekten ziyade birbirini tamamlıyor. devletin bir resmi dili vardı ve işlerini bu dil üzerinden yürütüyordu, ancak halka yansıyan yüzü daha esnekti. ayrıca kanun-ı esasi ile gelen dil mecburiyetinin huzursuzluk sebebi olduğuna dair bir şeyler hatırlıyorum sanki. muhtemelen daha önce bu mecburiyet yoktu. mesela halkı tamamen arap olan bir kasabada, posta memuru mahalle bekçisi vb türkçe bilmeyebilirdi. lakin osmanlı muazzam toprakları, eyalet sistemi olan bir yapıydı, iletişim de bugünki gibi değildi, ayrıntıları değil esası dikkate almalı
*
yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=22… Ali Bayramoğlu Çözüm: Kayıtsız koşulsuz siyaset...
1> "Siyasi iktidar silah bırakma, sınırlı demokratikleşme ve hizmet formülünü öneriyor"
2> "Kürt Siyasi Hareketi ise bunun bir tasfiye formulü olduğu düşüncesinde"
3> "Çözümü ise siyasi iktidar tarafından kırmızı hat kabul edilen "özerklik, temsil ve muatap alınma" ekseni üzerine oturtuyor"
4>" O zaman atılması gereken ilk adım, bu iki bakış açısının ve onları savunan aktörlerin birbiriyle temas etmesi, "
5> "birbirine yaklaşması, ortak bir yol için buluşması, konuşması değil midir?"
-> değildir. özerkliğin ortak yolu olmaz. dün ahmet selim'in yazısında dediği gibi, "imkansızın pazarlığı olmaz". bayramoğlu "taraflar farklı düzey ve dozlarda kendiliğinden oluşan siyasi alanı bile boğuyor, daraltıyorlar" diyor. hangi taraflar? devletle örgütü eşdeğer algılamaktan vazgeçmek gerek. devletin operasyonuyla örgütün eylemi muadil değildir... devlet operasyonların yürütülmesinde hata yapmış olabilir, bu ayrı bir şey, ama kavramsal olarak operasyon haklıdır ve devletin görevidir. eylem bizatihi haksız, suç örgütünün suç faaliyeti, doğru olma imkanı yok. bu ikisi nasıl mukayese edilebilir? bu adamların söylediklerinin devlet kendini imha olsun demekten farkı yok... oldu canım, tası tarağı topladık karakum çölüne dönüyoruz... :P
*
evet, zana bizi şaşırtmadı. aldı sazı tayyip reyiz, görelim ne söyler...
kafaya hâlâ sokulamamış/ çakılamamış bir husus var: kimsenin "halk olmaktan kaynaklı" bir hakkı YOK! buna "oğuzlar" da dahil... türk kelimesi müteaddit mânâlarda kullanıldığı için, net anlaşılsın diye, oğuzlar diyorum. "oğuz asıllı türk vatandaşları" olarak "halklar" esasına dayanan bir devlet modelini kabul etmiyoruz, bunu tartışmayı da kabul etmiyoruz. elemanlar barış (!) görüşmesi yapıyorlar, dayattıkları talepler "casus belli"... olmaz öyle. böyle bir şeyi ancak bir savaşın sonunda taraflardan birinin pestilinin çıktığı bir "barış görüşmesinde" ileri sürebilirsiniz. ak parti böyle bir "siyasi iradeyi" gösterirse, %50'de kalamaz, hatta %5 daha muhtemel. böyle bir işe yanaşacaklarını zannetmiyorum. asıl gerçekçi olmayan talep, "halk" öznesiyle başlayan cümlelerle söylenendir. silahları bırakın talebi gerçekçi değilmiş. dalga mı geçiyor, tehdit mi ediyor? bir şey çıkmayacak bir görüşmeden bir şey çıkmamış bulunuyor
*
Açılım Değil Katliam İstiyoruz yanlış bir laf, fitneye kapı açılımı da istemiyoruz, katliam da istemiyoruz. karşındaki hayvansa sen insan ol
kim okuma yazma öğretti bu kadar çok maymuna ya? öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz, 40 altın 40 sopa...
*
kışanak "Öcalan'ı İmralı'da rehine tutan zihniyeti kınıyoruz" demiş, 'tutsak'tan sonra bir de 'rehine' çıktı, kesin madde kullanıyor bunlar
-ne iş yaparsınız? --tanımadığım devletin milletvekiliyim. -oldu canım, döncam ben siza...
*
maşayla müzakerelerimizi tamamlayınca, maltızla da masaya oturacağız..
*
şehit sayısı yanlış hesaplanıyor, malazgirt'ten itibaren saymak gerek... terörist cenazesi nümayişe çevriliyor, tabutlara örgüt paçavrası örtülüyor, medya "öcalan posteri yok" havasında. hangi sağduyu? "taktik" havlu atmak idiyse, yüz sene önce neden yapmadık? çanakkale falan diye uğraşmasak şimdi ingiliz vatandaşıydık :p böyle kan falan durmaz, kansızlar kasılıp duruyor, böyle duracak kana yazıklar olsun...
*
balkanlardan, kafkaslardan gelenler de bu ülkenin sahibidir, bu ülkede herkes bu ülkenin sahibidir. bu ülkenin sahibi olmayan biri varsa, bu ülkeye ihanet edenlerdir, sudanlı musa kadar bu ülkeye sahip çıkın da sonra sahiplenmeye kalkın
*
merak ediyorum, sap, saman, harman derken makul bir yere varabilecek miyiz? "Etnik Türk milliyetçileri kimler?" http://www.zaman.com.tr/mumtazer-turkone/etnik-turk-milliyetcileri-kimler_2056206.html …
karmaşık bir vakıayı basit dairelerle izah zor, o yüzden ya sağa yıkıyoruz, ya sola deviriyoruz. bakalım bilmeceyi çözebilecek miyiz... kemani tatyos efendi bir mânâda türk, tuvadaki şaman başka bir mânâda türk, saraybosnadaki boşnak daha başka bir mânâda türk... ipucu: bölmek yanlış, birleştirmek doğru. bütün bu mânâları kucaklayan bir millet ve milliyetçilik tarifi olmadan meselenin halli müşkil...
*
yine yarım bir bakış: Milliyetçilik neden bu kadar çok tartışılıyor? http://www.zaman.com.tr/mumtazer-turkone/milliyetcilik-neden-bu-kadar-cok-tartisiliyor_2059586.html …  ötüken ve çaldıran niye çelişsin ki? bin yıldır bir arada yaşayan değerler arasından "seçim" yapıp birbiriyle tokuşturursanız çelişir ancak, "ötüken" ve "çaldıran"... etnisite ve milliyet için net tarifler yapmaz ve bilerek/ bilmeyerek birbirine karıştırırsanız çelişir, sorun milliyetçilikte değil... hem "herkes türk" deyip hem de türk olmanın tek mânâsını "ötüken"den çıkarırsanız, sudanlı musa'yı türk yapan espriyi kaybedersiniz. fili kulakla, kuyrukla tarif ederseniz çelişki görebilirsiniz, ama fil kendi içinde çelişmez... kuyruk için kulağı, kulak için kuyruğu feda edeceğimize, fili kurtarmaya baksak ya...
*
bşi sorcam, "tutanakları kim sızdırdı" moliére'in bir oyunu muydu? konu neydi, ana fikir nereye gidiyor, takip edemedim ben...
*
rabbim hâlimizi, ahirimizi hayreylesin...
vay vay vay!.. Kandil: Çağrıyı yaşama geçireceğiz - Genel Bakış- http://ntvmsnbc.com  http://www.ntvmsnbc.com/id/25430403/  @ntv aracılığıyla
şeksizpire'nin yeni piyesi: bir yerden bir şeyler kaçırma, teyatoromuzda...
hak şerleri hayreyler...
 *
" Öcalan'ın mektubu ve Nevruz " başlıklı bugünkü köşe yazım http://www.denizulkearibogan.net/haberler/kose-yazisi-ocalan-in-mektubu-ve-nevruz/ …
"barış... psikolojik bir süreç" gördüğüm psikoloji beni endişeye sevk ediyor, psikolojik bir süreç var ama sonu hayrola... sırf bayrak olmaması değil ama onunla birlikte genel hava birlik değil ayrılık haletiruhiyesini gösteriyor. "bayrak yok ama neyse artık bu seferlik öyle olsun" deyip geçecek bir şey göremiyorum, "yabancı bir ülkenin işgalci ordusuna karşı zafer kazanmış yerli milis gücü zaferle geri çekiliyor" havası gözleniyor.
*
'âkîl adam arıyorlarsa, benim namzetim halaçoğlu. buyur burdan yak :p (sürece itirazımız bakîdir...)
*
"allahuekber dedim gaza bastım" Aynı ocaktan ısınıyoruz, ileri! - Yazarlar - Hakan Albayrak - Star Gazete http://haber.stargazete.com/yazar/ayni-ocaktan-isiniyoruz-ileri/yazi-738527 …
iyi niyet, saflık ve gaflet arasında belirsiz çizgiler var. mesele akan kanın nerede kalacağı değil, sulh adı altında fitnenin büyümesi... başta elebaşı, cümle örgüt ehlinin başına tuğla düştü de kişilikleri mi değişti? rüyalarında aksakallı dedeyi mi gördüler? yoksa kendilerini gayelerine erişmiş saymalarına yol açan vaadler mi aldılar? beş yaşında çocuk inanmaz bunların samimiyetine. sayın hakan albayrak, gözünü seveyim iki dakka bir sakin ol, sağa çek, bir tekrar düşün... keşke sen haklı olsan...
*
akil adem dedikleri hakem rolü oynamayacak mı hesapta? o halde her tarafın kendi hakemlerinin olması icap etmez mi?
*
bak, mustafa çalık da gayet 'âkîl olup, ayrıyetten adamdır bizzat. tarihe not düşelim, söylenmemiş olmasın...
*
bejan matur bir konuda yanılıyor: devletler kanla kurulur, coğrafyaya müzakereyle değil çelikle hükmedilir. bahsi geçen statüyü kimse kimseye vermez, gücünüz yetiyorsa söker alırsınız. ayrıca el atıyla düğüne gidilmez, a.b. bize abilik yapsın demekle alınabilecek bir statü de yoktur, kukla statüsünden başka.
*
bin yıllık geleneği bir tarafa bırakıp fikirlerinizi tek parti tasarruflarıyla temellendirmeye kalkarsanız ortada birlik kalmaz. bin yılı silip her şeyi cumhuriyetle başlatırsanız, ayrılığı savunanlara sunacak bir argümanınız kalmaz, jöntürk kafasıyla bu kadar ancak...
*
herkes farklı algı evrenlerinde yaşıyor, muhatabınız söylediklerinizden kastettiklerinizi anlamıyor, sıkıntı burada. osmanlı yıkıldı sanan milliyetçiler osmanlı yıkıldı sanan islamcı ve kürtçülere hiçbir şey izah edemez. devlet zaten yıkıldıysa, neyin davasındayız? öküz ölmüşse ortaklık bitmiştir. türk derken kastedilenin osmanlı derken kastedilenle aynı şey olduğunu izah edemeden hiçbir yere varılamaz
*
bir şeyler değişmeli diyenler neyin değişeceğine dikkat etmiyorlar, sıtmanın ilacı kuduz mudur?
*
duygusallık da öfke kadar aklı perdeleyebilen bir haldir, yavrusuna fart-ı merhametten muayenesini engelleyen anneler de görülebiliyor acil servislerde, çözü(lü)m sürüncemesine katkımız olsun
*
etnik aidiyetlerden ayrı bir ortak kimlik var; milliyetçilik ortak kimliğin dili daha çok, alt gruplardan birinin diğerleri üzerinde hegomonyası değil, alt gruplarla üst grubun bağlarını sağlayan bir dil. milliyetçilik bölünmelerin değil, birliğin dili; "bu ülke" meselesi. kasaba fanatizmine bile milliyetçilik derseniz sağlıklı düşünemezsiniz.
İkincisi, gökalp çizgisiyle atsız çizgisinin çok alakası yoktur, ayşe böhürler hanım bu yazarları okudu mu bilmiyorum, ama birine bakıp ikisini aynı şey gibi eleştiriyor. gökalp'ın fikrini geliştirenler m. turhan ve e. güngördür. arvasi ve kösoğlu da var
üç: kürt milliyetçiliği ve kürtçülük eşanlamlı değil. kürt milliyetçiliği tabiri bir oksimoron. kürtler henüz makul ve meşru bir kürtçülük modeli geliştiremediler veya ben bilmiyorum. türkçülüğün ırkçı olan ve olmayan kanatları var, kürtçülüğün ırkçı olmayan bir türünü henüz göremedik. etnik bölücülükle, ortak gayede birleşmeyi savunan bir fikri muadil görmek reva değil. ümmetçi islamcılar, milliyetçilik ve ırkçılık/kavmiyetçilik fikirlerini aynı şey sandıkları için doğru düşünemiyorlar konu üzerinde
bir de gökalpçılık derken ne kastettiklerini anlasak...
*
MHP, süreç ve tedirgin Türkler - Açık Görüş - Star Gazete http://haber.stargazete.com/acikgorus/mhp-surec-ve-tedirgin-turkler/haber-744871 …
mhp şimdiye kadarki tavrını sürdürürse, bunu sürece dolaylı destek olarak okumak da mümkün. mhp chp'ye yaklaştıkça varlık sebebini kaybediyor, chp'de arada 'ya biz sosyalist değil miydik' diyenler var, mhp'de o bile kalmadı. hatta, tepkili kesimi oyalıyor diye düşünürsek, dolaylı aktif destek diye de düşünebiliriz. dört parti paslaşarak oynuyor gibiler, roller farklı, piyes aynı.
*
face'te gezen bir resim akil adamlar türkiye'nin adı anadolu federasyonu olmasını önerdi diyor, kaynak gösterilen linkte bulamıyoruz yerini. tenkitlerin ayağı yere basmazsa, destek yerine geçer
*
kızacaklar şimdi, ama ulusalcılığı da türk düşmanlığı olarak algılıyorum, chp'ye mi düştü, türk'ün derdi? ne çekti bu türklük şu 'jön' taifesinden, ayrıca 'gayri türk'leri dürten yalnız dış mihraklar da değil, bunlar varken başka mihrak ne hacet? camide omuz omuza saf tuttuğumuz 'şafii' amca mı, başörtülüyü okula almayan mı; kim türk, kim düşman?
*
bu "çözüm" mevzusunda "korkmayın güzel olacak" sadedinde bir kısım yazılar "merd-i kıpti" çağrışımı yapıyor... adam sakin sakin, "tatlı tatlı (alâ veznü pişkin)" anlatıyor, sistemde etnik parçalanmanın nasıl olacağını.
ittihad-ı islam fikriyle nasıl telif ediyorsunuz bunu, yıllarca milliyetçiliğe kavmiyetçilik dedikten sonra bunu nasıl gözardı ediyorsunuz? pozisyonlarımızı ayarlayalım efendiler, buğzedeceğim, önümde durmayın allah rızası için...
*
biz #pazarlıkyok diyeduralım, belki de birileri çoktan yaptı o pazarlığı, başka pazarlıklarla birlikte...

25 Nisan 2013 Perşembe

etnik statü / tw


(tarihçe-i twitter'dan, mayıs-temmuz 2011)


osmanlı'da vatandaş=müslüman. bir de millet-i mahkume var: gayrımüslimler. tanzimat rejiminde hepsi birden osmanlı oluyor. cumhuriyet'e geçerken bütün metinlerde vatandaşlar için müslüman kelimesi kullanılıyor. bir de ekalliyetler var. ulus devlet iddiasına rağmen, 1,5 tarz-ı siyaset vaziyetine rağmen bu devletin 'müslüman'dan daha dar bir vatandaşlık tanımı yoktur. pergelin sivri ayağının konacağı yer: DEVLET. statü meselesini bunun üzerinden düşünmek gerek. türk "kökenli" 'türk'ler asırlarca soylarıyla ilgili bir isim kullanmak zahmetinde bulunmadılar, aslolan devletti. bugün de ana vektör öyle. "ayrı statü" isteyenler hesaplarını ona göre yapmalı, bu insanlar türk adından bile feragat etmiş, devletin birliğinden etmemiştir. sokağa ineriz tehdidinin sökmeyeceğini anlamış olmak gerek, bir taraf yok oluncaya kadar mukavemet olacağından emin olmak gerek. ya statü ya ölüm, ya statü başa ya kuzgun leşe vb dişlerinizin arasına sıkıştıracağınız bir slogan da bulabilirsiniz mesela.
*
bu memleketin en geyik sorunu "andımız" sorunu. kimseye bir zararı da yok, faydası da... 20. asrın en büyük yalanı osmanlı devletinin yıkılmış olduğu. ikincisi de türkiye cumhuriyetinin ulus devleti olduğu. t.c. jargonunda "türk" etnik anlam taşımaz, osmanlı dememek için kullanılan bir kelime sadece. yeni kimlik inşası için bir fantezi "türk", toplum mühendisliği malzemesi: göktürkler, hititler, sümerler falan filan...
*
milli mücadele boyunca ankara hükumeti temsil ettiği zümreden "müslümanlar" diye bahsediyor, lozan'da keza muhatap "müslümanlar"... mübadelede türkçe konuşan karamanlı hristiyanlar gönderiliyor, rumca konuşan trabzonlu müslümanlar gönderilmiyor. resmi söylemin kimlik ifadesini iyi okumak gerek, "ne mutlu" derken kastedilen "oğuzlar" değil. kimin hangi tarafta olduğuna dair tesbit ve analiz yaparken, devlet, rejim ve sistem kavramları ayrı ayrı ele alınmalı. nasıl oluyor da bir meselede devlete karşı olanlar, başka meselede devletçi oluyor, iki dakikada taraf mı değiştiriyorlar? "muhafazakarlar" sistemden bizar, rejimden rahatsız olabilir, ama devletten yanadırlar. "laikçiler" hepsini bir göstermek ister, böylece sistem eleştirisini rejim aleyhtarlığı ve devlet düşmanlığı olarak kodlayabilir. "türk" kelimesinin duruma göre farklı anlamlarda kullanılması toplumdaki şizofren eğilimi körüklüyor. kemalizm "devletin" ideolojisi değildir, "2. nesil ittihatçıların" bir buçuk tarz-ı siyaset ideolojisidir: garpçılık üstü türkçülük sosu.
*
"farkında olmadığımız kadar devletin diliyle konuşuyor ve onun algılaması içinden kendimize bakıyoruz" diyor, EM; > http://www.zaman.com.tr/etyen-mahcupyan/turk-siyasetinin-citasi_1133176.html > devleti "yabancı" görerek meseleyi doğru tahlil edemeyiz, devlet dışımızda değil, devlet asıl bizim dilimizle konuşuyor. devlet ve ferdi birbirine rakip gören bir paradigmanın içinden bakıp devleti ortak özne olarak gören bir toplumun meseleleri anlaşılamaz. 'devleti eleştirenler, devlete sahip çıkıyor, nassı yaanee, bu ne yaman çelişki anneee' söylemi devlet ve sistemi birbirinden ayıramamaktan. devlet 'ben'i daraltan bir öteki değil, 'biz' üzerinden ifade edilen benlik; devletin dili 'ben'im dilim. sistem ise ne kadar devlet "olarak" konuşma iddiasında bulunsa da, 'biz'den saptığı ölçüde yabancı.
"Türk kimliğinin 'Türk siyasetinden' özgürleşmesi" / "(Kürtlerin) özgürlük taleplerini içselleştirecek olan Türkler henüz özgür değil" >> "bu iki özgürleşmenin birbirini besleyebileceği" -> bunlar bu ülkeyi zerre miskal anlamamış birinin yorum ve tespitleri olabilir ancak. yazarın türk siyaseti dediği şey, türk kimliği dediği şeyin kendini ifade tarzı, onu baskılayan, saptıran bir unsur değil. devlet temelde oğuzlar tarafından, ama müslüman kimliği üzerinden kurulan bir yapı ve ana özne türk-kürt diye bir ayrım ihtiva etmiyor. türk kimliği dedikleri şey müslümanlardan ibaret; türk, kürt, arap, boşnak, arnavut, çerkes, muhtedi rum vb özdeş sayılıyor. türk siyaseti dedikleri şey de bu ana kimlik üzerinde bölünme kabul etmemekten ibaret. kemalist söylemin saptırmalarına rağmen "türkler" esasta böyle düşünür, bunu bilmeden bu ülkede hiçbir şey doğru okunamaz.
*
devlet, rejim, sistem, bürokrasi birbirinden farklı şeyler efendiler, >> posta memuru surat asıyor diye her alt kültür kimliğine ayrı bir siyasi-hukuki statü tanımlamak gerekmiyor. posta memurunu performans sistemine tabi tut mesela, kafa kıran polis memurunu işten at, mühür ve müdür sayısını azalt, kit'leri sat... bunlar "devlet" ile ilgili değil. japonca, sanskritçe veya kurmançça yayınlara karışma mesela, bunlar da devletle ilgili değil. mahalli idareye esneklik de sağlayabilirsin, osmanlı'da heterojen bir yapı vardı, tanzimat rejiminden önce, karışık idari modeller vardı. tanzimat rejimi jakoben merkeziyetçi fransız kafasını getirdi memlekete, fizan'daki çöp için dersaadete istida yazma anlayışını getirdi. bunları ihtiyacına göre, şartlara göre ayarlarsın, değiştirirsin; hiçbiri de devlete halel getirmez, bunlar ayrı meseleler. ve lakin farklı siyasi-hukuki kimlikler hiçbir zaman olmadı, farklı resmi diller hiçbir zaman olmadı, olamaz da...
*
dağdan destekli demokratik müzakere olar? dışarıdaki bdp'lileri de içeri alsınlar. demokratik zeminde müzakere olunabilir bir talepleri yoktu, meclisten kaçıp dağa çıktılar. demokratik özerklik ilan ettik demek, devletin mevcut yapısını değiştirmek üzere isyan ediyoruz demektir. statü konusunda devlet yapısı içinde kalarak değişiklik yapmak mümkün değil. burada müzakere olunabilir bir talep yok. etnik temele dayanan özel statüsü olmayan sadece kürtler değil, bütün vatandaşlar bu konuda eşit. kürt halkı'nın (!) karşısındaki muhatap kimdir? türkmen halkı? arap halkı? boşnak halkı? arnavut halkı? çerkez halkı? kürt halkı diye bir statü tanımlanırsa, buna mukabil başka halk statülerinin de mantıken zaruri olacağının farkında mıyız? statü tanımlaması yapılırsa mesele bitecek mi? kimin statüsü kimi dövecek?
madem öyle, gel böyle, örnek statü tanımlıyorum: statülü vatandaşlar, demokratik özerklik bölgesinin dışında mülk sahibi olamayacak. statülü vatandaşların yerel memuriyetlerin dışında memuriyet vazifesine kabulü özel izne tabi olacak. statüden faydalanmak isteyenlerin kendilerini statülü olarak kaydettirmeleri gerekecek. genel statüdeki vatandaşlardan toplanan vergiler, özel statüdeki vatandaşlara yol su elektrik yeşil kart olarak geri dönmeyecek. tam tur pırlanta yüzük sahibi olanlara yeşil kart verilmeyecek. aşiret mafyasının pazar yerleri ve emlak piyasasi gibi alanlarda fink atması yasaklanacak. işinize geliyor mu? imtiyaz kısıtlamayı getirir... 1920'lerde tanımlanan, ismi (müslüman) değişse de muhtevası değişmeyen ortak kimliği terk etmenin bir bedeli olacaktır
*

27 Mart 2013 Çarşamba

Adına çözüm denen süreç hakkında bazı noktalar



1. Türkiye Cumhuriyeti'nin Kürt unsurundan vatandaşları’nın gasbedilmiş hakları var ise bunları iade etmek pazarlık konusu olmaksızın devletin vazifesidir.

2. Maşayla pazarlık olmaz, illâ ki yapacaksanız, tutan el ile yaparsınız.

3. Devlet silahlı isyancıyı muhatap almaz, meşruiyet payesi vermez, halkın bir kısmının temsilcisi muamelesi yapmaz. Yaparsa acze düşmüş demektir.

4. Ne hükûmetin, ne muhalefetin zihninde devlet ve millet mefhumları ile alakalı net tanımlar mevcut; ayrılıkçı fikirlere karşı birliği savunacak bir zihnî donanımları yok. Bir kısmı ekseriyete eza veren statükonun devamını savunurken, diğer kısmı nereye varmaya çalıştığını ya kendi de bilmiyor veya halka söylemiyor. Faraza bir pazarlık yapılacaksa bile, pazarlık yapacak olanın evvela kendisinin ne istediğini bilmesi icap eder. Pazarlık yapılmaması durumunda da, insanlara neyi teklif ettiğinizi, ne üzerine biat istediğinizi ifade edebiliyor olmanız icap eder.

5. Barış kelimesini suistimal ederek, demagoji yaparak makul bir noktaya varma ihtimali yok. Sürece karşı çıkanlar, barışa karşı çıkmıyorlar, barışı kökten berhava edecek bir yola girilmesine karşı çıkıyorlar. Daha doğrusu karşı çıkmaya çalışıyorlar, ama beceremiyorlar. Barışın yolu, ortak bir irade tesis etmek ve kuvvet kullanma işini ortak iradeyi temsil eden kurumlara devretmektir. Ortak iradeye muhalif bir silahlı kuvveti “sigorta” olarak görmek, barış fikriyle telif edilemez. Barışın yolu ortak iradeyi çatlatacak taleplerle ortaya çıkmak da değildir. Barış kelimesini kullananların bazıları, ‘sulh’ten başka bir şeyi kastediyorlar. Eğer etnisite siyasi-hukuki sistemde ifade edilen bir veri olacaksa, bu hakkın herhangi bir şekilde bir etnik aidiyete sahip herkese tanınması gerekir, aksi adil olmaz. Ya ortak bir vatandaşlık modeli, yahut yetmiş iki buçuk ayrı vatandaş tipi tanımlayacaksınız, bunun ortası olmaz. Bu ülkede kadim olan bütün müslümanların tek bir “millet” sayılmasıdır. Bundan inhiraf edilecekse, şu ana kadar etnik imtiyaz talep etmeyen taife-i Oğuzân da sıraya girmeli midir?

6. “Barışa da hazırız, savaşa da hazırız” misali ifadelerle barış olmaz. Silahlı tehdit ortadan kalkmayacaksa bu neyin sürecidir? Buna mukabil “vurmanın, ölmenin sırası gelecek” tarzında ifadeler de lüzumsuzdur. “Sırası” gerçekten gelirse, çıkar vuruşursun; gelmezse konuşmazsın.

7. “Silahlı unsurlarımız” ibaresindeki “biz” kimdir? Siz-biz diye bir şey yok, sadece bir “biz” var, mesele bu “biz”i güzelce ifade edebilmektir.

8. Ortada sorun derken ne kastedildiğine dair bir fikir olmadan, neyin çözüme kavuşturulacağı belli olmadan, çözüm hakkında fikir yürütmeye çalışmak, havanda su dövmeye benziyor. Terör örgütünün şu ana kadarki sicilinde çözüm adı altında gündeme getirilen talepler, bizatihi sorun teşkil ediyordu. Bu taleplerden vaz mı geçtiler? Vazgeçmedilerse bahsi geçen çözüm bizatihi bir sorun değil midir?

9. “Akan kanın durması” herkesin dileğidir, ama bunun karşılığı “kan dursun da ne olursa olsun” değildir. “Bunca kan boşuna mı aktı” derken kastedilen ne bir intikam ne de kan bedeli istemektir; sadece “bin yıldır uğruna kan, ter ve gözyaşı dökülen bir gaye vardır, bu gayeden vaz mı geçilmektedir” sualidir. “Barış getiriyoruz” diye fitneyi büyütmekten sakınmak gerekir.

19 Ekim 2011 Çarşamba

Boy Verin Açılıyorum

(Kaylule Kıraathanesi, 12 Ağustos 2009)
Kürt açılımı tabir olunan hamle teşhis koymadan tedavi uygulamaya kalkmak gibi bir hatayla malul. "Mesele" olan nedir, hükumet bunun net bir tahlilini yapacak zihin donanımına sahip gibi görünmüyor ve devlet adamlığını da düşe kalka, yavaş yavaş öğreniyorlar. Bu şartlarda çok cür'etkar adımlar atmalarının vahim olabileceğini hesap etmeleri gerekir, düşündüklerinden daha fazla risk alıyorlar, sadece partileri için siyasi risk değil, daha fazlası... Açılım konusundaki vehamet, sadece hükumetin gafletinden ileri gelmiyor, muhalefetin körlemesine itiraz taktiklerinden vazgeçmemesi de hükumetin önünü açıyor.
Türkiye'de mesele çözmeye kalkacak kişinin bilmesi gereken ne vardır? Devlet, rejim ve sistem kavramlarının farkı bunlardan biri. Devletin de milletin de ne olduğunu anlamakta zorlanan kişilerin ne yaptığını bilerek hareket etmesi mümkün değil. Türkiye'de devlet geleneği farklılıkları bir arada bulundurmak için uygun bir yapıda ve halkın hayat tarzı da buna uygun. Gerçek bir etnik gerilim, bir kimlik meselesi yok. Türkiye'de devletten kaynaklanan bir mesele yok. Rejime gelince, herkesin idealindeki rejim olmayabilir, ama mevcut şartlarda en azından ehven şartlarda yürütülebilecek yapı bu, gerilimin sebebi rejim de değil. Türkiye'nin sıkıntısı büyük oranda sistemden kaynaklanıyor, karşıdan bakınca "devlet" gibi görünen, ama devlet mekanizmalarının işletilme tarzından, rejimin yorumlanış şeklinden ibaret bir yapıdan… Bu yapıda ciddi aksamalar var ve tek bir kesim değil, büyük bir çoğunluk bundan şikayetçi.
Meselenin temeli yüz yıldır devlet adamı olgunluğuna erişmekte zorlanan jakoben İttihatçı zihniyeti. Çözülmesi gereken mesele bu zihniyet. Ancak burada hadisenin toz duman perdesi altında gizlendiğini görüyoruz. Bölücüler sistem hatalarını mazeret edinip devlete düşmanlık gösterirken, jakoben zihniyet de sistemin devamını sağlamak ve iktidarını sürdürmek için sistem ve devlet aynı şeymiş gibi davranıyor. Bu nokta gözden kaçınca vahim bir kamplaşma ortaya çıkıyor. Temelden hatalı olan bir kamplaşmada hangi tarafı tutarsanız tutun, doğru bir tavır göstermiş olmazsınız. Kürtlerle devlet arasında bir dava yok, Kürtlerle sistem arasında ve bölücülerle devlet arasında davalar var, bunlar birbirine karıştırılıyor. Bunu görmedikten sonra ister iktidar gibi Kürtlere sahip çıkmaya çalışırken bölücülere yakın düşen bir noktada saf tutun, ister muhalefet gibi devlete sahip çıkmaya çalışırken jakobenlere yakın düşen bir noktada saf tutun, hatadan kurtulamazsınız.
Meselenin gözden kaçan ikinci bir rüknü de, terör meselesinin veya Kürtlerin meselesinin sadece etnik vasıf taşımaması, sadece bir kimlik meselesi olmaması. Etnik kimlik söylemi çatışmayı köpürtmek için kullanılsa da, insanların gündelik hayattaki gerçek rahatsızlıkları etnisiteden çok aşiret kültürüyle ilgili. Bölgeye damgasını vuran ve büyük şehirde bile çözülmeyen bir ağa-maraba ilişkisi var, altta kalan sınıfın ezilmesine, hayattan bezmesine ve neticede isyan etmesine sebep oluyor, bu ruh hali ayrılıkçı hareketi besliyor ve onun tarafından kullanılıyor. İstediğiniz siyasi tavizi, hukuki imtiyazı verin, istediğiniz kadar bölgeye ekonomik kaynak akıtın, bu yapı değişmedikçe bu insanları mutlu edemezsiniz. Buradaki mesele bölge halkının kültürü ile ilgili olduğu için dışarıdan müdaheleyle çözülmesi çok zor, Kürtlerin kendi aralarında aşmaları gereken bir engel var ortada. Bölgede bir “kültür devrimi” yapmaya kalkmak, asimilasyon algısını şiddetlendirmekten, bölücü propagandaya malzeme sağlamaktan başka bir işe yaramaz. Hükümetin bu konuda yapabileceği, sınıf çatışmasının etnik kimlik söylemi ile perdelenmesine yardımcı olacak mazeretler üretilmesine engel olmak. Toz duman yatışırsa, etnik temalı bir söylemle insanları gaza getirip sömürüye devam etmek zorlaşır. Ancak bu konu hükumeti aşıyor ve ayrıca fukarayı savunmak uğruna ağalarla karşı karşıya kalmak da bir parti için önemli bir risk.
Etnik söyleme malzeme sağlamamak nasıl olur? Dağa taşa “Ne mutlu Türküm diyene” yazmamak, bunun bir örneği olabilir. Türk kelimesi burada Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı anlamında kullanılmaktadır ve etnik menşei ne olursa olsun kimsenin bundan alınması gerekmez, herhangi bir yere yazılmasının bir zararı yoktur. Diğer taraftan bu sözün kafaya çakar gibi her yere yazılması da şart değil. Yazdığınız zaman bölücüler mazeret olarak kullanıyor, yazılmasın dediğiniz zaman da jakobenler ayaklanıyor. İncir çekirdeğini doldurmayacak bir tartışma olsa da, sükunete varması için partilerin bir arada ve olgun bir şekilde hareket etmesi gerekiyor, bu ortam sağlandıktan sonra ise yazsanız da yazmasanız da mesele olmaz.
Sistemin sembolik ifadeleri abartılı bir şekilde benimsemesinden ve bunların tartışılmasını bile tabu olarak görmesinden daha ciddi olan mesele ise, rejimin kendini ifade ve varlık sebebini izah konusundaki sıkıntıları. Devlet algısında bir kırılma mevcut. Rejim kurulurken memleketin gerçekleri belli bir oranda dikkate alınsa da, işletilirken çok basiretli davranılmadı. Gerçeklerinizden kopmaya başladığınızda, sadece zihninizde cereyan edecek, bir hakikate dayanmayan meselelere de kapı açmış oluyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı Devleti veya Selçuklu Devletinden ayrı bir devlet değildir, devlet sadece ismini ve rejimini değiştirmiş, varlığına devam etmiştir. 1908'de rejim değiştirmiş, ama ismini değiştirmemişti. 1923'te ikisini birden değiştirdi, ama bayrağını ve resmi dilini değiştirmedi. İsim değiştirmekle, rejim değiştirmekle bir devlet başka bir devlet haline gelmez. Ne var ki İttihatçı kadro, on senelik hatalarından sıyrılmak için İttihatçı ismini bıraktıkları gibi, iktidarlarını pekiştirmek için Osmanlı-Cumhuriyet zıtlığı tarzında bir illüzyon oluşturdu. Cihan Harbinde mağlup olan bir devlet ve İstiklal Harbinde muzaffer olan başka bir devlet yok. Bu hakikati gizlediğiniz zaman, devletle ilgili herhangi bir şeyi izah etmeniz zorlaşıyor. İslam gerçeğini göz ardı etmeyi, inkâr etmeyi buna eklediğiniz zaman işiniz daha da çıkmaza giriyor. İnsanların devleti benimsemesini, sahip çıkmasını zorlaştırıyorsunuz.
Osmanlı'nın söylemi netti: klasik dönemde "bu devlet Müslümanların devletidir" ve Tanzimat’tan sonra da "bu devlet Osmanlıların devletidir" şiarı cariydi. Peki Türkiye Cumhuriyeti kimin devleti? El-cevab: Türklerin. Peki kim bu Türkler? El-cevab: Türküm diyenler. Peki demiyorlarsa? Döve döve dediririz. Bu mudur? Bu değildir. Türk kelimesini birbirinden farklı manalarla kullanıyor insanlar, bir kısmı etnik anlamıyla kullanırken, bir kısmı vatandaşlık bağını kastediyor. Hangi formülde hangi anlamın kastedildiğinin net olmaması kafaları karıştırıyor. Birinci manasıyla Türk, esas itibariyle Oğuzlar ve ayrıca muhacir olarak Türkiye'ye gelen Kırımlılar, Türkistanlılar vs gibi diğer zümreler demek. İkinci manasıyla Türk: eskiden Osmanlı deyip işin içinden çıktığımız, şimdi ise ne diyeceğimize karar veremediğimiz kişiler demek. (Mahmut desek olur mu?) Şimdi kritik noktaya geldik: rejim kurgulanırken bunların hangisi kastedildi, Türkiye Türklerindir derken bunlardan hangisini kastediyoruz? Türkiye devleti Oğuzların devletidir dersek, Süryanileri veya Fellahları neyle izah edeceğiz? Bunlar ikinci sınıf vatandaş veya esir mi? Böyle olmadığı aşikâr. Osmanlı Devleti etnik anlamda bir ulus devleti değildi ve Türkiye Cumhuriyeti de bir etnik ulus devleti değil. Etnik ulus devleti fikri, cihan devleti fikriyle çelişir, Türk milletinin geleneğiyle, töresiyle de çelişir. O zaman ne diyeceğiz, Türkiye Osmanlılarındır mı diyeceğiz? Diyemeyiz, bir kere artık Osmanlı diye bir şey yok, Osmanoğlu hanedanıyla birlikte bu isim de tarihe intikal etti. İkincisi Osmanlı deyince İttihatçılar kızıyor. Ne dersek diyelim, Türkiyedeki devletin devamlılığını göz ardı ettiğimiz sürece, etnik söylemi kullanarak ortalığı karıştırmaya çalışanlara malzeme vermeden bir şeyler söylememiz zor. Bunun yanında, din ortak paydasını telaffuz etmekten vebadan kaçar gibi kaçtığımız sürece, insanları rahatlatıp bu devletin kendilerinin devleti olduğunu anlayacak bir zihin selametine erişmelerini sağlamamız müşkil. Bu tür konular hükumeti çok aşıyor. Tek başına risk almakla hükumet hata yapıyor, hata yapmasına engel olmak üzere yanında yer almamakla muhalefet de hata yapıyor. Ayrı ayrı hareket ettikleri takdirde meselenin derinliği ikisinin de boyunu aşıyor.
Allah sonumuzu hayreylesin..